BİR KİTAP, BİR YAZAR*
Sekili:
"İnsanın Yüceliği ve Guènoniyen Batınîlik" bildiğim kadarıyla birkaç yıl gibi uzun bir sürede hazırlanmış bir kitap... Kitabın böylesine uzun bir zaman almasının özel bir sebebi var mı?
Yetik:
Evet, uzun bir süre... Ama, bu, kitabın fiilen yazılışı bakımından değil.. Nitekim, bu kitabın basımından önce siyasal bilimler çerçevesinde sayılabilecek, Siyasal Katılım ile Her Nemruda Bir İbrahim, 1991 yılında da ekonomiyi tarihsel ve sosyal bağlamda irdeleyen Ekonomi Bir Din midir? kitapları yazılıp yayımlandı. İnsanın Yüceliği l992’de yayımlandığına göre, demek ki yazımı bir yıl kadar sürmüş olsa gerek. Uzun süreyi alan, aslında, kitabın oluşumu. Bunun için 1984 yılını başlangıç alabiliriz. O yıl İnsanın Serüveni üzerinde çalışırken iki nokta özellikle dikkatimi çekti: Bunlardan biri, ortalıkta "ileri" ya da "derin" İslâm adına dolaşan söylemlerin gerçekte Kur'an-ı Kerim'le ilgisiz ve ilişkisiz kimi eski inançların uzantısı olduğu; ikincisi ise, "ilk cennet"e konulma aşamasından bu yana insanın eğilim duyduğu "kalıcılık, sarsılmaz saltanat ve melekleşme" olgularının andığımız söylemlerin temel ilkesini oluşturmakta bulunduğu. İnsanın cennetten çıkarılmasına yol açan eğilimler kimi söylemlerde "din"in amacı gibi gösteriliyor, bu yaklaşımın "dinin gerçeği ve özü" olduğu öne sürülüyordu. Bu belirlemeler sonraki dönemlerde, hep, bir oluşumun ana çizgisi olarak işlevlendi, sonunda da —demek ki 8 yıl sonra— kıvamını bularak, kitaplaştı. Sürenin uzunluğu bu anlamda alınırsa, doğrudur; kitap uzun bir sürecin ürünüdür.
Sekili:
Bu oluşumu hızlandıran sebepler de var mıydı?
Yetik:
Elbette.. İnsanın Serüveni'ne el atarken, olayın daha ilk adımı olan, "ilk cennet"te yaşanmış olan olayın andığım açılımda dikkati çekmesi bile, bilinçli bir seçim olmasa da, yine belli bir "sebep"in ürünü. O da, eski inançların "temcit pilâvı" örneği ısıtılıp, günümüzde de "İslâm işte budur" denilerek önümüze konulmak istenmesi. Böyle bir ortam olmasa, sanırım, "ilk cennet"teki olayı üzerinde durduğum bağlamda yorumlamak bile akla gelmeyebilirdi. Kadim dinlerin temel inançlarının "İslâm cübbesi" giydirilmiş olarak piyasaya sürülmesi ve insanların İslâm'ın nidüğü üzerinde araştırmalar yaptığı bir sırada, bu yolla âdeta önlerinin kesilmesi, onlara gerçek İslâm yerine böyle bir inancın sunulması seçimimde etkili oldu. Nitekim, bu sebeple, kitap başlangıçta bütünüyle "düşünce" bağlamında hazırlanmışken, bu soyut konunun "Guènoniyen Bâtınîlik" bölümü eklenerek somutlaştırılması cihetine gidildi, çalışma âdeta bir tür "reddiye"ye dönüştürülmüş oldu.
Sekili:
"Reddiye"nizin hedefi olan Guènon çevresinde odaklaştırılan "gelenek", genelde "modern yaşamın karmaşası"nın getirdiği sorunlar için bir çözüm, "çağdaşlaşma sürecindeki yozlaşmaya bir tepki" olarak değerlendirilen bir yaklaşım. "Gelenek" gerçekten de "moderinizm”in bir alternatifi olabilir mi?
Yetik:
Bu savda bir aldatmaca değilse bile, açık bir aldanma ve dolaylı bir aldatma vardır. İstemeyerek de olsa, şöyle diyelim: İnsanın gerçek sorunu, öyle bir kılık içinde ortaya çıkmış olsa da, "moderinizm" değildir. Bu sorun çağımıza özgü bir sorun olarak da görülmemelidir. İnsanın insan olarak "varlık sahnesine" çıktığı günden bu yana olan bir sorundur ve her döneme göre ayrı görüntüler vermekte ve ayrı adlarla anılmaktadır. Kur'an-ı Kerim'den öğreniyoruz ki, "ilk cennet"e konulmanın başlangıcında, insan için, hiçbir "sorun" yoktur. Ne zaman ki "yasak ağaç"tan yer, "sorun"la karşılaşır. Olay, budur. İnsan kendisini "yasak ağaç"a güdüleyen eğilimlerinin ardında gittiği sürece bu "sürekli sorun" da sürüp gidecektir. İnsana “cennet”ini yitirten olgular, "kalıcılardan olma, sarsılmaz bir egemenlik kurma ve melekleşme" eğilimleridir. Bunlar her dönemde ayrı bir kılıkta ortaya çıkmıştır ve "sırrî inançlar", mistik yorumlar tarafından hep beslene gelmiştir. Ayrıca felsefe de bunun ürünü ve besleyicisidir. Pozitif bilimlerin getirdiği yorumlar ve yaklaşım da öyle.. İnsanlığın bugünkü bunalımının temel sebebi, "varlık"ı, kemalli bir sistem olarak gören ve yorumlayan "evren" anlayışıdır; buna dayalı düşünceler, bilimsel yorum ve yaklaşımlardır.
İmdi, "gelenek" de aynı inancı taşımaktadır, paylaşmaktadır. Bu ona nasıl çözüm olacak? Burada bir hile vardır. İnsanların "arayışa" girme aşamasında "kendilerince" gerçeği bulmalarını engellemek için, onların önüne sözde "yeni çözüm"ler koyarak, bu "evren” inancından gayrisine kapıları kapatmak işi…
Sekili:
Kitapla ilgili olarak aydın çevrelerde nasıl yankılar oldu?
Yetik:
Yanıtım sizi şaşırtmasın, hiçbir yankısı olmadı. Tek satırlık eleştiri bile yapılmadı. Ama içten içe bir çaba gözleniyordu. Kitabı okuyan kimselere el altından Guènon'un orijinallerinin fotokopileri iletiliyor, "kitap tercümelere göre yazılmış, aslı budur" gibisinden bir çürütme kampanyası sürdürülüyor; öte yandan da kitabın yaygınlaşmaması için yanıt vermekten kaçınılıyordu. Böylece kitap ademe mahkûm edilmiş olacak, duyulmayacaktı. Oysa, bizim sorunumuz da, hedefimiz de Guènon değil ki, onun orijinalleri bir şey ifade etsin. Biz "türetilmiş din"ın içyüzünü ortaya koyuyor, bunun Yüce Allah'ın gönderdiği dinle ilişkisizliğini ve hatta karşıtlığını öne sürüyoruz ve günümüzde de bunu Guènon temsil ettiği için onu söz konusu ediyoruz. Bu durumda yapmaları gereken Guènon'un orijinallerini elde ele aktarmak değil, inançlarının İslâmî dayanaklarını ortaya koymaktır. Bunu da yapamazlar. Çünkü, gündeme getirdikleri, kadim inançların yeni bir versiyonudur, tercümelerde —ya da orijinal nüshalarda— üstüne "İslâm" etiketi yapıştırılmış da olsa. Buyursunlar, yapabilirlerse bizim "iki ayrı din" bağlamındaki değerlendirmemizi çürütsünler.
Ortalarda dolaştırılan şey, dün olduğu gibi bugün de, Kadim Mezopotamya, Kadim Mısır, Kadim Yunan, Kadim İran ve şimdiki Hindu inançlarıdır. Harranîlerin dinidir. Allah elçilerinin karşı çıktığı inançlardır. Adem'in ilk oğullarından bu yana bu böyledir ve bunu yaparken de hep o günkü cari dinlerin kavramlarını yeni anlamlar yükleyerek kullanmış, o dinlerin adını etiket olarak almış ve bu sahte etikete karşın o dinin gerçeğini dile getirdiklerini söylemişlerdir.
Çağrım şudur: İnsanlar, sorunlarının çözümü diye bu inançlara yakayı kaptıracak olurlarsa, yağmurdan kaçarken doluya tutulan kimselerin durumuna düşerler. O yüzden sorunlarının çözümünü Kur'ân-ı Kerim'den, Sünnet'ten, Sahabinin yaşamından derlesinler. Hicrî ikinci yüzyıldan sonra İslâm alemine sokulan "türetilmiş dinler"in ısıtılıp da yeniden ve yeni bir söylem kullanılarak ortaya sürülen bu yeni sunuluşundan kaçınmak konusunda agâh olsunlar.·
Sekili:
Teşekkür ederiz.
Yetik:
Ben teşekkür ederim.
●
*Röportaj: Mustafa Sekili
Matbuat Dergisi
Kasım 1995, Sayı: 17