CENNET VE CEHENNEM EKONOMİ DİNİNDE DE VARDIR*
Fazla ayrıntıya girmezsek, işleyeceğimiz konu bakımından “Dünya”nın Kur’an-ı Kerim’de üç ayrı bağlamda söz konusu edildiğini söyleyebiliriz. Bunlardan ilki, “Dünya”nın bir “geçimlik yer/geçinme yeri” olduğu; ikincisi, “Dünya’nın insanlar için süslendirilmiş bulunduğu”; üçüncüsü ise, “Dünya’nın -kimileri için-karşılığında her şeyin verilebildiği en üst değeri anlatıcı bir konumda bulunduğu gerçekleridir.
Bu belirlemelerden ilki, doğrudan doğruya, Yüce Allah’ın katındaki değerlendirmedir. O, “Dünya”yı bir geçimlik, geçici bir geçimlik yeri olarak yaratmış bulunduğunu buyurmuştur; “Dünya”nın gerçek değeri de budur. İkinci ve üçüncü belirlemeler ise, “Dünya” gerçekliğine yönelik tanrısal bir nitelendirme olmayıp, insanların “Dünya”ya bakışları, yönelişleri ve ona ilişkin değerlendirmeleri doğrultusunda ortaya çıkan birer yargının ürünü, sonucu ve haberi olarak vurgulanmaktadır, Kitapta. Yüce Allah, “Dünya”nın bu son iki değerlendiriliş biçimini haber verirken “uyaran ve kınayan” bir anlatım kullanmakla da bu göreceli değerlendirilişlerin birer yanılgı olduğunu anımsatmaktadır. Üstelik farklı biçim ve basamaklarda da olsa insanın felaketine, helâkine yol açacak türden yanılgılar.
Kur’an-ı Kerim’in vurguladığı bu gerçekliği son yıllarda Müslümanlarca nerede ise Kur'an-ı Kerim’den daha çok ve daha sık okunan, bununla da kalınmayıp -neredeyse- “İlmihal”inin oluşturulması aşamasına gelinmiş bulunan “Ekonomi” bilimine, onun “Ekonomi Tarihi” diye adlandırdığı sürece baktığımızda da saptarız. Ama bütün zamanları kapsayıcı ve tüm dönemlerde geçerli ve var olan birer durum ve tutum olarak değil de, bir sürecin üç ayrı aşaması görünümünde aktarılır bu gerçeklik. Kur'an-ı Kerim ile tam tamına örtüşen bir gerçeklik yakalanamamış olsa da “ekonominin gelişmesine ilişkin süreç” anlatılırken, bilinmeden ve farkına varılmadan Kur'an-ı Kerim’in salt gerçekliğini onaylayıcı ve onaylatıcı bir görünüm çizilmiştir.
Orada da, gerçekten üç aşama vardır: İlki, insanların şu "geçinme" yeri olan “Dünya”da geçinebilmek için nasıl davranmaları gerektiğine ilişkin günübirlik bilgiler dönemi.. İkincisi, Thomas Aquinas’la başlayıp Adam Smith ile olgunluğuna erişen “Ekonomi Biliminin oluşturulma dönemi”... Üçüncüsü ise, ilk adımını Keynes'in atmış bulunduğu, sonradan “Para Ekonomisi'” noktasına varıcı “ekonomik yaşam” dönemi..
“Ekonomi Bir Din midir?” başlıklı kitabımda “Ekonomi Öncesi Dönem”, “Ekonomi Çağına Doğru” ve “Ekonominin Sultası” başlıkları altında ele aldığım bu üç aşamanın üçü de “Para” eksenlidir. Bir başka deyişle, bu dönemler arasındaki farklılık, yaşanılan dönemde “Para”ya yönelik bakış uyarınca biçimlenen yapılarda gözlemlenebilmekte; “Para”ya ilişkin anlayış farkı farklı yapıların oluşmasına yol açmaktadır.
“Ekonomi Öncesi Dönem”de de “ekonomik faaliyet” elbette yine vardır. İnsanlar geçinmek için çalışıp didinmekte ve geçimin gereklerini yerine getirmektedirler. Ama amaç “zengin/para sahibi” olmak değildir de, iyi bir biçimde yaşamak, dünyanın nimetlerinden yararlanmak, geçinip gitmektir. Üretim, değişim, tüketim, tutumluluk ve benzeri “ekonomik faaliyet ve eğilimler”in hepsi vardır var olmasına da, değinildiği gibi, “amaç” iyi bir biçimde geçimini sağlamak ve bunu sürdürmek olarak gözlenmektedir. Çok çok eskilerde değil, “ekonomi damarları” erken kabaran Batı’da bile, Haçlı Seferlerinin başladığı yıllara değin ağırlıklı olarak bu böyledir. Eski Yunan’da Perikles Döneminde başlayan farklı kıpırdamalara karşın bu böylelik -ağırlıklı biçimde ve yaygın olarak- andığımız zamanlara dek süregelmiştir.
“Farklı kımıldamalar”, açıktır ki, farklı amaçların dürtüsüyle gerçekleşmektedir. Nitekim ta Eski Yunan filozoflarının “Para”yı tartışmalarına, “Para”nın bir “araç mı” yoksa bir “mal mı” olduğu noktasında hep “araç” değerlendirmesi yapıp, böylece, “farklı kımıldamalar” önüne ahlaksal setler çekmeğe uğraşmalarına ve sonraki dönemlerde “din adamları”nın da aynı vurgulamaları sürdürmesine karşın.. Kendisi de bir “din büyüğü” olan Thomas Aquinas’ın Haçlı Seferlerine “lojistik destek” sağlamak için gösterdiği “Hıristiyan bağnazlığı” sonuçta “faiz”e geçit verilmesine yol açmış; böylece “Para”nın “mal” sayılmasıyla da insanların “zenginleşme” ihtiraslarına yasallık kazandırılınca, işte, “Ekonomi Çağı” başlamış, “Ekonomi Bilimi”nin tohumu da bu arada atılmıştır.
Keynes’le başlayan üçüncü aşamadaysa, tek cümleyle söyleyiverelim, “Para” amaç olmaktan da çıkıp (ya da çıkarılıp) doğrudan doğruya yaşama egemen bir güç haline dönüştürülmüş veya zamanla dönüşmüştür. Politika “ekonominin aracı” durumuna indirgenmiş, dünyanın yönetimi ve tüm insanlar “Ekonomi”nin boyunduruğu altına sokulmuştur, “Para” bir yanıyla değil de tam anlamıyla âleme sultan olmuştur. İşte bütün dünya şimdilerde bu dönemi yaşamaktadır. “Para'nın sultanlığı dönemi”. Her şeyin “Para”ya göre biçimlendiği, algılandığı, uygulandığı, yönlendiği, yöneltildiği ve yönetildiği dönem... İnsanların “dünya metaı” karşılığında her şeyden vazgeçebildiği bu dönem, artık, “Ekonomi”nin bir geçinme çabası, hatta bir zenginleşme bilgisi olmayı aşıp da tüm yaşama egemen oluşu dolayısıyla bir “DİN” konumuna yükseltgendiği dönemdir. Ve bu özelliğiyle de “Ekonomi” artık bir kitap boyunca bu satırların yazarına “Ekonomi bir din midir?" diye sordurtup da, sonunda “DİN” olduğu yargısına vardırtıcı bir çizgi belirtmektedir.
Kimin dini? Bu soruyu yanıtlamayı bir yana bırakıp, yazımızın başlığına dönelim.. Her dinin cennet ve cehennemi olduğu gibi. “Ekonomi” dininin de cennet ve cehennemi vardır. Her dinin müminlerinin cennete, münkirlerinin de cehenneme gitmesi örneği “Ekonomi Dini”nin de müminleri “ekonomi”nin sağladığı cennette, münkirleri de bu dinin gerekleriyle oluşan cehennemde yaşamaktadırlar. Elbette, bu dünyada…
Çünkü “Ekonomi” bir “dünya dini”, ahiret’i yok.. Her dinde “tanrı”ya bağlılık gösterenler, onun tarafından ödüllendirilip, karşı çıkanlar cezalandırıldığı gibi “tanrılaştırılmış para” da, egemen olduğu şu âlemde kendisine bağlılık gösterenleri bolluk ve lükse boğmakta, uzak duranları ya da direnenleri ise yokluklara sürüklemektedir. Bu öylesine gözle görülür bir durumdur ki, “Para”nın kulları her gün artmakta; “Ekonomi dininin tapınakları” olan borsalarda, bankalarda ve localarda birikmekte, toplanmakta ve dinlerinin gereklerini yerine getirebilmek için de ekonomi kitaplarını, ulaşamazlarsa, gazetelerin “ekonomi” sayfalarını büyük bir dikkatle okumaktadırlar. Ve “ekonomi”yle yatıp “ekonomi”yle kalkmakta; istisnalar bir yana şu veya bu gerçek dinin dindar kesimlerinden olanlar bile Allah’tan ve O'nun buyruklarından çok “Para”yı ve onun buyruğu olan “ekonomi”yi anmakta, konuşmaktadırlar.
Ama, “Ekonomi” sahte din, “Para” da sahte tanrıdır. Kendisine ortak istemeyen Yüce Allah’ın bu sahte ortağı ayakta tutucu kimselere “rahmet” gözüyle bakmayacağı da kesindir. İşte, şu anda ülkenin içine yuvarlandığı durumun gerçek sebebi ne o politika, ne bu kişidir. Gerçek sebep, “Siz de tanrılarınızda cehenneme girin” buyruğunun bu dünyadaki bir görüntüsüdür. İster Müslüman, ister Hıristiyan, ister Yahudi, isterse başka dinde olanlar, mensup oldukları “din”lerini Yüce Allah’a has kılmayıp, “Ekonomi Dini”ni yaşadıkları sürece insanlar bu gibi cehennemlerden hiç mi hiç kurtulamayacaklardır. Çünkü, her dini olduğu gibi “Para tanrılı” ekonomi dinini ayakta tutanlar ve güçlendirenler de, olayı tam bilmeden, uygun adım giden kitlelerdir. Bu sahte dinin gerçek dinden farkı şudur ki, önde gelen müminlerinin cenneti, diğerlerinin cehennemi sayesinde sürmektedir. Ve “Ekonomi dini”ne uyarlanmış olanlar o dinin müminlerinin cennetleri için kendilerini kendi elleriyle ekonominin cehennemine tutsak etmektedirler.
●
*Zübeyir YETİK,
Vakit Gazetesi,
01.02.1994