DANIŞTAY OLAYI ÜZERİNE BİR ÇEŞİTLEME*

 

O kurşunu sıkan, malûm kişi değil, şeytandır. Ve ne Danıştay’a, ne Hükûmet’e, ne de bir başkasına sıkılmıştır o kurşun; doğrudan doğruya halkın huzuru ve bunun da ötesinde din duyarlılığı olan Müslümanlar için bir nefesleme imkânı olabilecek olan demokratikleşme süreci hedeflenmiştir.

Tetiği çekenin ya da eğer varsa -ki, mutlaka vardır- çektirenin niyetinin şu ya da bu olması, olayı şeytanın etkisi ya da güdümünün dışına çıkarmaz; çünkü şeytan, bilindiği üzere, doğrudan doğruya kötülüğü emretmenin daha fazlasını suret-i haktan görünerek yaptırır. Sonuçlarına bakılaraktır ki, ancak, şeytanın güdümünün varlığı belirlenebilir, bu gibi durumlarda..

Ve sonuç, halkın huzursuzluğu ve demokratikleşme süreci üzerine düşen gölgelerin verdiği kaygılar biçiminde gözlemlendiğine göre, evet, iş, şeytanın işidir. Çünkü şeytan Yüce Allah’ın kullarının huzursuzluk ve kaygı içine düşmesini bile kendisi için büyük bir zafer kabul eder.

Öyleyse, şeytanın sevincini yarıda bırakmak, belki oyununu bozmak için yapılacak şey, huzursuzluk içine girmemek, herhangi bir kaygıya düşmemektir.

Ancak, olay şeytanla ilişkili bir bağlam içinde alındığında bu kadarı da yeterli değildir; bu kadarıyla yetinmek, şeytanın bir başka oyununa gelmek olacaktır. Çünkü, görüyoruz ki, şeytan bir tek kurşun (dört beş olanlar fazlalıktır, olan tek kurşunla olmuştur) sıktırarak bütün bir halkın huzurunu bozmuş, demokratikleşme sürecine ilişkin ümitlerini kırmıştır ve ülkenin geleceğini çok korkunç bir açmazın içine sürüklemiştir. Yani, güç gösterisi yapmıştır. Yani, şeytan güçlü bir biçimde meydanda boy göstermiştir. Bu, inanan kimselerin zaaf içinde bulunduğunun ya da zaaflarının arttığının bir göstergesi olarak değerlendirilmesi gereken bir durum olduğundan, şeytanın oyununu bozacak asıl tutum, insanımızın kendini yeniden bir gözden geçirmesi, hesaba çekmesi, zaaflarını giderecek bir yönelim içine girmesi olacaktır.

●●● 

Ortada dolaştırılan, daha doğrusu “faili meçhul”ü malûm fail haline getirmiş olmak için ha bire öne sürülen ve doğabilecek kimi tepkileri de önlemek için “türban” diye etiketlendirilen “başörtüsü”, daha doğrusu kişinin başını örtebilme özgürlüğü, örtüye karşı çıkanlar için bir “bahane”, örtünme özgürlüğünün yanında yer alan bizler için ise, korkunç bir tuzaktır.

Bu ülkede dinsel duyarlılığı olan Müslümanları, bir takım adamlar, adeta, “türban” kelimesiyle kelepçelemişler; Müslümanların eli-kolu bir yana dillerinin bile bu bez parçasıyla bağlanmasını sağlayabilmişlerdir.

Başını örtüp örtmemek, dinin bir farzını yerine getirip getirmemek bağlamında yalnızca kişisel, o da yalnızca hanımlar için kişisel bir seçim iken ve dolayısıyla da “problem” yapılmak isteniyorsa, bu bütünüyle kişisel çerçevede bir problem olacakken, evet, işte iş getirilmiş, Müslümanların başat meselesi konumuna, üstelik bir de “tehdit” unsuru olarak oturtulmuştur.

Böylece de hem inada bindirilmiş bir “tehdit”, hem de tek sorun immişçesine biricik gündem ya da gündemlerinin ilk maddesi yutturmacısıyla, Müslümanlar üzerinde oynanan oyunda bir taşla iki kuş vurulur olmuştur.

Müslüman bu dağdağadan başını alabilse, görecektir, anlayacaktır, bilecektir gündemini, gündeminin önceliklerini ve örtünün bu gündemde nerede bulunduğunu..

Aslında bunun farkında olanlarımız da, elbette, vardır. Ve, onlar da bir haksız uygulamaya, bir özgürlük kısıtlamasına ve dolayısıyla bir zulüm ve baskıya karşı çıkmak adına, önlerine o getirildiği için, “türban”ın kavgası içine girmiş olmaktadırlar. Haklar, özgürlükler, kısıtlamalar, baskılar, dayatmalar, hileler ve zulümlerden oluşan, ister din duyarlılığı olsun ister olmasın tüm Müslümanların, hatta tüm yurttaşların sürüp giden sorunlarını ele alıcı bir gündemle çeşitleme yapılabilse, hem uygulamadaki oyun bozulacak, hem de Müslümanların gerçek gündemleriyle ilgilenmeleri mümkün olacaktır.

Bugün Müslümanlar bu basiret ve feraseti göstererek kendilerini kuşatan zincirleri kırmak, tutuklandırıldıkları kapandan kurtulmak borcu altındadır; böylesine bir derlenip toparlanmanın da, eğer değerlendirebilirse, arifesindedir.

Yaşadığımız olayları bir de bu bağlamda değerlendirmeliyiz.

●●● 

Soruşturma sürüyor, o yakalandı, bu tutuklandı, pek çok şey aydınlanacak, gerçekler ortaya çıkacak diye kimsecikler ümitlenmesin. Haberleri dikkatle izleyenler görmektedirler ki, tezgâh büyük tezgâhtır. Olayın nerelere götürüleceği çok önceden, harfi harfine, planlanmıştır. Yazan kalemlerdeki, konuşan dillerdeki ağız değiştirmeleri dikkatle izleyenler, soruşturmadan ne çıkarsa çıksın, bu tezgâhı kuranların o çıkan şeyi de hedefleri için kullanmak üzere bin bir çeşit stratejilerini hazırlamış olduklarını görmektedirler. Şamar oğlanı, yine “laiklik karşıtları” diye ha bire lanse edilen ve edilecek olan din duyarlılığına sahip Müslümanlar olacaktır. Yavuz hırsız oyununun oynanacağını bilelim ve kendimizi buna hazırlayalım..

●●● 

Gelelim, üstümüze hiç de vazife olmadığı halde, bir başka konuya:

Değindik, şeytanın bu güçlü çıkışı yapabilmesi, ancak, Müslümanların zafiyete uğramış olmalarının sonucudur.

Bu bağlamda, tümünü de din duyarlılığı içinde gördüğümüz AKPARTİ, hangi eğilimleri, hangi kararları, hangi uygulamaları, hangi iş ve işlemleri ile şeytanın güçlenmesine yol açıcı bir tereddi içine girdiğinin hesabını yapmalıdır. Yola çıktığı gün ile bu gününü, hem ekibi, hem çevresi ve hem de bunların yapıp ettikleri bağlamında değerlendirmeye girmeli, aklını başına almalı, kimi konularda belki de hem üyelerinden, hem yandaşlarından, hem yakınlık duyanlarından, hem seçmenlerinden, hem halktan özür dilemeli ve özellikle de tövbe kapısına başvurmanın her zaman için en tutarlı çıkış yolu olduğunun bilinciyle gereken ne ise onu yapmalıdır.

Bu mazlum halk, kimilerinin keyfi ve çıkarları uğruna şamar oğlanı olarak kalmağı hak etmemiştir; herkes bunu bilmeli.

●●●

Daha da önemlisi, dine duyarlı Müslümanlar da, hiçbir kaygı, endişe ve üzüntüye kapılmaksızın, her hangi bir partiye bağımlı kalmak zorunda olmadıklarının bilinci içinde belki her şeyi yeni baştan değerlendirmelidir.

Bu değerlendirme bu kesimin aklının başına gelmesi demektir ve o takdirde de her şey yerli yerine oturacak, herkes yeni kesp edeceği liyakate göre bir yaşama kavuşacaktır.

Örgüttü, türbandı, laikçilerdi, komploydu, seçimdi, şuydu, buydu; bunların hepsi bir yerde boş söz, şamata; işin gerçeğinin gerçeği ise, işte böyle…

*Zübeyir YETİK,

Kimi internet sitelerinde yayınladı.

Yıl: 2007