DEMOKRASİ SÜRECİMİZ*
Toplumumuzun -aydınlarından başlayarak- görmekte olduğu 200 yıllık değişim rüyasının gerçekleşmekte olduğu günleri yaşıyoruz. Batılılaşma adıyla başlayıp, Batılılaştırma çığırından geçtikten sonra "çağdaşlaşma" rayına oturan bu olay renkte, kabukta, tende ve kafada değişikliklerden geçerek, sonunda özde değişim sürecinin kapısına dayanmıştır.
Islahat, Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet kilometre taşları, bu değişimin işaretleri olduktan başka, bir de, değişimde atağa kalkma noktaları olma özelliklerini taşımışlardır. Ve elbette ki her atağa kalkmanın bir bedeli olarak da sıkıntılar, sancılar ve benzeri durumlar yaşanmıştır. Çünkü, sosyal dönüşümler bir adım atmayla gerçekleştirilebilecek sıradan olaylar değildir.
Üzerinde Batılılaşma, Çağdaşlaşma gibi etiketler taşıyor olsa da, değişimi bir süreç olarak değerlendirmeye alıp baktığımızda, olayın gerçekte bir "Demokratikleşme" doğrultusunda akıp gittiğini görürüz.
Nitekim, Osmanlı'daki özenti türü denemeleri, başlangıç saymak zorunluluğuna karşın bir yana bıraktığımızda, bu yolda, Cumhuriyetle, daha doğrusu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşu ile başlayan üç evre ve üç dönem gözlemleriz.
İlk dönem, "Güdümlü Demokrasi" dönemidir. "Tek Parti Devri" adı verilen bu zaman parçasında arada "İkinci Partiler"e de yer verilerek halkın ülkemizde demokratik alışkanlıklar edinmesi doğrultusunda uygulamalar yapılmış; sanki halk demokratlaşma doğrultusunda eğitime alınmıştır.
1946 ve özellikle 1950 ve sonrası, "Temsili Demokrasi"nin yaşandığı yıllardır. Artık, halk, eğitimini aldığı olayı benimsemiş, sahiplenmeye başlamıştır. İkinci dönem de bu...
Araya mutlaka sıkıştırılması gereken 1960 ve sonrasıysa, demokratiklikten demokratlığa, demokratikleşmeden demokratlaşmaya yöneliş dönemi olarak anılmalıdır. "Demokrasi" artık bir yöneliş olmaktan çıkıp kimlikleşmeye gitmektedir. 1970'ler ile 1980'ler ise, grafikteki iniş ve çıkış eğilimleri açısından söz edilmesi gereken noktalardır.
1990'lar, işte, bu kimlik edinme bağlamında "Demokratlaşma" ya da "Demokratlaşamama" çizgisinde süren bir serüvenin geçtiği yıllar olarak üçüncü dönemi oluşturmaktadır. Özde değişimin yaşanmakta olduğu yıllar.
İçinde bulunduğumuz ve her kesimin ayrı bir yönden bakarak kendince yakınır olduğu ve hatta felaket habercisi saymağa kalkıştığı olayların yaşandığı bu günler, işte, gerçekte böylesine büyük, "öz"ü ilgilendirmesi dolayısıyla çok büyük ve köklü değişimlerin yaşandığı günlerdir. Renkteki, kabuktaki, tendeki, kafadaki değişim "öz"e inmeğe, sinmeğe başlamış bulunmakta, bunun verdiği sancı bütün kesimleri derinden etkilemektedir. Olay budur. ,
Bu olay, olay olmanın da ötesinde önü alınamayacak bir oluşumdur. 200 yıllık akış, eğimi ve kütlesi de artmış olarak sürmektedir. Güdümlü ve Temsili Demokrasi anlayış ve uygulamaları Katılımcı Demokrasi mecrasına doğru hızla yol almaktadır. Bu hızlı akışın yol açtığı karmaşanın, itişip kapışıp çekişmenin kimi tehlikeli durumlara da neden olması olasılığı küçük değildir. Çünkü, akış yolu üzerinde çukurlar, kasisler vardır ve kenarlar yeterince beslenmemiştir.
Demek istiyoruz ki, iklimine varmak üzere bulunduğumuz Katılımcı Demokrasi yapılanmasını üzerine kurabileceğimiz alt yapıların henüz yeterince tamamlanmamış olması yer yer yıkılmalara, kalıpların tutmamasına ve hatta istemeyiz ama yapının çökmesine bile yol açabilecek bir eksikliktir.
Böylesine aksaklıklara, sıkıntılara ve hatta yıkımlara, çökmelere yol açabilecek eksiklik ise, Katılımcı Demokrasilerde alt yapıyı, uygun iklimi, hatta motor gücünü oluşturan sivil inisiyatif örgütlenmesi alanındadır.
Biz, Katılımcı Demokrasinin bu hızlı koşusunu toplumsal yaşamımızda konumlandırabilmek ve onu bir yaşam biçimi olarak özümleyebilmek için bu eksiği hızla gidermek, sivil inisiyatifin kurumlaşmasını ve yaygınlaşmasını sağlamak borcu altındayız. Bu; tarihin, ülkemiz ve insanımızın geleceğinin birer aydın olarak omuzlarımıza yüklediği bir sorumluluktur.
Bilindiği gibi, Temsili Demokrasilerde her fikrin, her düşüncenin, her inancın, kısacası her ideolojinin kendini ifade zımnında kendini temsil edecek partileri gündeme getirmesine karşılık, Katılımcı Demokrasilerde bütüncül bir tutumla her yöne, her yere, her olay ve oluşuma katılımda bulunma amacı taşınır ve birey kendini temsil ettirme ihtiyacını duymaksızın "doğrudan" ve bir "birey" olarak bu katılımı gerçekleştirir.
Bireyler ise, tam anlamıyla birer "insan" olarak çok yönlü kimliklerinin her bir yönünü farklı bir yerde ve bağlamda işlevlendirmek gereğini duyarlar, duyabilirler. İşte bu durum sivil inisiyatifin örgütlenmesine zemin hazırlar. Ki, andığımız eksiklik de, sorumluluk da bu noktada düğümlenir.
İşte bizler bu sorumluluğumuzu algılamış kimseler olarak sivil inisiyatifin en güçlü örgütlerinden olan memur sendikacılığını oluşturmak, geliştirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla buradayız. Türkiye'mizin geleceğine katkıda bulunmak, yarınki Katılımcı Demokrat Türkiye'yi kurma yolunda üzerimize düşeni yapmanın çabası içindeyiz.
Şiarımız, ilkemiz "Doğal Hukuktan hareketle, her türlü oligarşiye karşı çıkarak, katılımcı demokrasiye ulaşmak"tır.
Her türlü ideolojik ve siyasal eğilimden bağımsız ve uzak bir tutumla sendikal örgütlenmeyi gerçekleştirecek sivil inisiyatif örgütlenmesini yaygın ve güçlü hale getirerek Katılımcı Demokrasinin yerleşmesi ve kökleşmesi doğrultusundaki bu çabalarımıza destek vermenizi istiyoruz.
·
*17.10.1998
Günü gerçekleştirilmiş basın toplantısında sendika genel başkanı olarak
yaptığım konuşmanın metni...