GORDİON DÜĞÜMÜNÜ DÜRÜSTLÜK ÇÖZECEKTİR*
Gordion, İç Anadolu’da, kalıntıları bugünkü Yassıhöyük yakınlarında bulunan, antik bir kentin adı. Milattan önce üç binli yıllardaki kuruluşundan terk edildiği Milat öncesi iki yüzüncü yıllara dek geçen sürede, içlerinle Persler ve Makedonların da bulunduğu çok geniş kitlelerin ilgi odağı olmuş; namı kuşaklardan kuşaklara aktarılan hikâyelere bile girmiştir.
Büyük sorunlarla karşılaşıldığında kimilerine göre zor kullanmanın gerekliliğini, kimlilerine göre yeni çözüm yolları bulmanın gereğini, kimilerine göre de riskleri göze alarak temel nedene el atmanın biricik yol olduğunu ifade edici bir deyim olan “Gordion Düğümü”, belli bir rivayete dayanmaktadır.
Her dönemdekiler gibi çağımızdaki Sabiî inancı izleyicilerinin de Zülkarneyn ile özdeşleştirmek için büyük çaba gösterdikleri Makedonyalı Büyük İskender, mistik inancının temelini oluşturan Evrenin birliği” ilkesini Yeryüzüne yansıtmak ve yerleştirmek üzere fetihlere başladığına, bilindiği üzere, “Kralların Yolu” üzerindeki Gordion’a dek ilerler. Çıkan kimi aksilikler yüzünden orada çakılıp kalır. Bütün kış boyu kımıldayamaz. Geniş ufuklara kanat açmanın sabırsızlığı içinde çareler ararken, ona, Asya’nın fethinin ancak Gordios’un arabasının okunu boyunduruğa bağlayan ipin gözükmez düğümünü çözecek kimseye nasip olacağı bildirilir. O da Gordion’un kurucusu olduğu varsayılan Gordios’un arabasının yanına gider, çözmek için düğüm ucu arayacağına bir kılıç vuruşuyla düğümü keser ve böylece çözüme ulaşıverir.
İsteyen için zorbaca çözüm, isteyen için yeni çözüm yolu, isteyen için de riskleri göze alarak sorunun özüne korkusuzca inmekle gerçekleştirilen çözüm yorumlarına açık bir hikâye. İskender, çözülmesi gereken düğümü kesmekle, gerçekte, çözümü içinde barındıran düğümü yok ederek tüm çözümleri yitirme riskini de göze almış; böylece çözümsüzlük riskini göğüsleyerek çözüme ulaşmıştır. Olağanın dışında; beklenenden, gözetlenenden uzak bir çözümleyiş..
●●●
İnsanımızı (ve hatta insanlığı) bunalımdan öteye, umutsuzluk gayyasına sürükleyen şu içinde yaşadığımız sorunları hep gördüğümüze göre, elbette, ayrıntıya girmeye gerek yok. Şu var ki, pek çok kimseler bu bunalımlar yumağının ucunu bularak düğümü çözmeye çabaladıkları halde, tüm umutlarına ve vaatlerine karşın, el attıkları her sorunun yeni düğümlerle tıkandığını gömlekte, sorunlar “Gordion Düğümü”nü aratmayacak bir “kördüğüm yığını” gibi sürüp gitmektedir. Üretecekleri politikalarla çözüm getirme durumundaki insanlar ve partiler, medyanın yeni yeni düşler ve düşlemlerle oyalama yöntemlerine karşın, halk için umutsuzluktan başkaca bir anlam belirtmemektedir, artık.
Bu yüzden de, şimdilerde, “çözüm onda, bunda, şunda” propagandalarının yerine, sayfaları ve ekranları, “Halk Refah Partisi’ne itiliyor, aman dikkat!” uyarıları almış bulunmakta. Refah Partisi ise, Gordion Düğümünü, zaten dünden çözmeğe amade bir biçimde işin önüne gelmesini beklemekte..
Görünen o ki, halk içindeki bağlıları, yandaşları, sıcak bakanları dışında, Refah, bir de diğer partilerden umudunu kesenlerin “Hele bir deneyelim..” diyerek denize düşenin yılana sarılması örneğinde olduğu “kerhen” verilecek oylarla belediye seçimlerinin galibi durumunda, önümüzdeki dönem iktidara aday bulunmakta.. Ebette, seçileceği belediyelerde başarılı olmak kaydıyla... Evet; partililer ve yandaşlarınca büyük çalışma yapılmış, çok gayret gösterilmiştir ama bilmek gerekir ki Refah’ı bu konuma getiren gerçek sebep çözümsüzlüklerin peş peşe gelmesi, halkın çözüm umduğu kadrolardan umutsuzluğa düşmesidir. Bu umutsuzluğu azmanlaştıran olayların başında vurgunun, soygunun ve benzeri yolsuzlukların yer aldığı herkesçe bilinmektedir.
●●●
Otuz yılı aşkın mücadelesi boyunca Allah rızası dışında bir kaygı taşımamaktan ötürü hak bildiklerini açık açık dile getirmiş olması dolayı dokuz köyden kovulmuş, bu arada adı “uyumsuz”a çıktığı için de onuncu bir köye kabul edilmesi ihtimali kalmamış bir kimse olarak, bu noktada, her türlü ivaz ve garezden uzak bir tutamla şunu söyleyebilirim: Refah’ı bu konuma getiren gerçek etki/itki, işte halkın bu “dürüstlük” arayışı ve Refah’takilerin “dürüst kimseler” olacağı umududur. Nitekim, Refah Partisi de, “dürüstlük” iddiasını İskender‘in Kılıcı gibi elinde tutmakta, Gordion Düğümünün çözücülüğüne bu tutumuyla aday görünmektedir.
Gerçekten de, gerçek çözüm buradadır. Düğüm ucu arama adına kimi politikalar üreterek, projeler hazırlayarak vaadlerde bulunmaktansa, “dürüstlük” kılıcını gösterip, böylece, düğümün gerçek çözücüsü olduğunu belirtmek, daha akıllıca bir yoldur ve öyle görünüyor ki başarıya da ulaşılacaktır.
Ancak bu aşamada ve sonrasında Refah Partililerin unutmaması gereken kimi noktalar vardır. Uzatmamak için maddeleştirerek aktaralım:
1. Refah’ın, eğer gerçekleşirse, belediye seçimlerindeki başarısı genel seçimlere yansımayabilir.
2. Genel seçimlerde, diyelim ki, başarıya ulaşılması durumunda da, Refah, ikinci bir seçimde aynı başarıya ulaşamayabilir.
Bize görünen odur ki, Refah’ın görüp göreceği iktidar bir tek dönemle sınırlandırılmak istenecektir. İster belediyelerde, isterse genelde olsun... Bu kanımız Refah’taki gelişmenin yalnız yandaşlarının verimli çalışmalarından kaynaklanmayıp, Refah karşıtlarınca da güdümlenmekte olduğu biçimindeki, içimizden bir türlü atamadığımız, bir kuşkudan ileri gelmektedir.
Bu çevreler. İran’da “mollalar hegemonyası”na dönüştürülerek epeyce bir puan kaybına uğratılan İslâm’ın bir kez de Türkiye’de Refah dolayısıyla ve Refah ile birlikte yıpratılarak “insanlığın umudu” olma konumundan uzaklaştırılması amacıyla böyle bir gelişmeyi planlamış olabilirler.
İşte, Refah’ın Gordion Düğümü de bu noktadır. İktidarda kalmak için çırpınıp çırpınmamak noktası.. Ve, Refah, halkın karşı karşıya bulunduğu Gordion Düğümünü çözmek üzere, nasıl ki bu gün “dürüstlük” kılıcıyla ortaya çıktığı için başarıya aday görünüyorsa, yarın da kendi Gordion Düğümü ile karşılaştığında yine “dürüstlük” kılıcıyla olayı çözebilecektir. Daha doğrusu kendi Gordion Düğümünün oluşmaması için dürüstlüğü salt anlamda ayakta tutmak zorundadır.
●●●
Hemen belirtelim, Refah’çıların, mal-mülk, para-pul konusunda dürüstlükten ayrılacaklarına pek ihtimal vermediğimiz için uyarımız da bu noktada değildir. Kaygımız insanın insana karşı dürüst olması noktasında düğümlenmektedir .. Bir başka deyişle, başarıya ulaşmak, iktidarı elde tutmak yolunda olayların ve insanların “kullanılması”ndan vazgeçilmesi yolunda bir dürüstlük. İnsanları kullanmak yerine onlarla işbirliği yapmak, onları basamak edinip yukarılara çıkmak yerine onlarla el ele yükselmek diye tanımlayabileceğimiz türden bir dürüstlüktür bu. Başka türlüsü Kur’an-ı Kerim’de kınanan “İnsanların israfı” turumu olacaktır ve kullanıldığını gören insanlar, kullananların dürüstlüğünden kuşkuya düştüğü gün yalnız Refah değil, İslâm da puan yitirecek, belki de -bu ülkede- yitecektir.
Hem unutmamak gerekir ki, “insanları kullanmak” başlangıçta oligarşik bir tutum olduğu gibi sonunda da “oligarşi”ye yol açar. Birkaç kişinin egemenliği anlamına gelen bu durum da Refahı ayağa kaldıran dürüstlükle bağdaşmaz; sonuçta da getirdiğinin fazlasını alıp götürür.
Bu tuzağa düşmemenin yolu da, karşıtlarının amacına yarıyor görünse bile Refah’çıların iktidara bir dönem için talip olmaları, “iktidar” aşkıyla insan israfına kalkışmamalarıdır. Talep halis niyetle olursa, ilk kez gerçekleşen ikince kez de gerçekleşir. Ama, ebedi bir iktidar tutkusu, insanları, ayakta kalabilmek için birbirine tutunmağa, tutunamadıklarını yok etme eğilimine girmeğe, sonuçta da oligarşiye götürür. Refah’çılar şu andan itibaren uyanık olmalı ve geçmişteki kimi hatalara tekrar düşmekten kaçınmak azmini şimdiden kazanmağa çalışmalıdırlar. Çünkü elde tutulması gereken tek hazine “dürüstlük”tür. Bu, hiç tükenmeyecek ve insanı hep ayakta dimdik tutacak olan biricik hazinedir.
Yüce Allah hayırlar versin..
●
*Vakit Gazetesi,
18.01,1994