“İBRAHİM YOLU” İBRAHİMÎ BİR YOL MUDUR?*

 

EYYÜP AZLAL:

Son günlerde “İbrahim Yolu” projesi dolayısıyla Hz. İbrahim farklı bir şekilde yeniden gündeme geldi. “Hz. İbrahim Kimdir?” sorusu ile ilgili olarak neler söylemek istersiniz?

ZÜBEYİR YETİK:

İbrahim âleyhisselamın kim olduğu sorusunu üç ayrı bağlamda belirleme yaparak yanıtlamak gerekir:

Birinci bağlam; O’nun da, tıpkı bizler gibi, Âdem âleyhisselamın soyundan gelen ((Meryem Suresi: 58) bir insan olduğudur. Biz, bütün insanların, bu arada İbrahim âleyhisselam gibi Meryem Oğlu İsa âleyhisselamın da, son Elçi olan Efendimiz Âleyhissalâtvesselâmın da bu soydan gelen bizim gibi insanlar olduklarına inanırız. Şu var ki, Elçiler/Resuller ve Haberciler/Nebiler Yüce Allah tarafından seçilerek “vahiy”e mazhar olmuş, muhatap olmuş kimselerdir. Konumuz İbrahim âleyhisselam olduğuna göre, Onun Yüce Allah tarafından “Halil/dost” edinildiğini (Nisa: 125) de belirtmemiz gerekecektir. Bu dostluk, “veli” kelimesiyle anlatılan dostluktan çok farklıdır ve yalnızca İbrahim âleyhisselama tevcih edilmiştir.

İkinci bağlam, O’nun Elçiler Atası oluşudur. Evet, elbette O’ndan önce de tümünü selâm ile andığımız Elçiler gelip gitmiştir. Ama, bu vurguladığımız nokta, Nuh âleyhisselamın insanların atası oluşu anlamında bir durumdur. Nuh âleyhisselamdan önce de insanlar vardı. Ama, Tufan ile birlikte yeni bir dünya kuruldu, bu kurulan yeni dünya Nuh âleyhisselamın soyunun dünyası; Nuh âleyhisselam da bu soyun ve dolayısıyla kendisinden sonraki bütün insanların atası olmuş oldu.

Bugün yaşayan semavî kökenli dinlerin tamamı şu veya bu yolla İbrahim âleyhisselama, O’nun öğretisine ulaşmaktadır. Brahmanlık ve izleyicileri kalmamış olmakla birlikte Sabiîlik ve Mecusîlik de, geçirdikleri dönüşümler sebebiyle İbrahimî Öğretiden büyük ölçüde uzaklaşmış olsalar da, aynı kaynağın verimleridir.

Brahma adının İbrahim’le benzeşmesinden tutunuz da, Brahma ile ilgili anlatılanların İbrahim âleyhisselamın yaşamıyla örtüşmesini, Zerdüşt’ün Elçi olup olmadığı konusunun İslâm Âlimlerince tartışılmış olduğunu, Sabiîlerin ise Yahya âleyhisselama nispet edilmelerinde ihtilaf olmadığını hatırlarsak, bu vurgumuz daha iyi anlaşılır.

Bir noktaya daha değinmemiz gerekecek, burada: Kendini İdris âleyhisselama nispet eden Harranîler (bunlara Sabiî demek yanlıştır) ile Şit âleyhisselama nispet eden Mısırdaki gizli tarikat Şisîler’in varlığı. Şit ve İdris âleyhisselamlar, bilindiği gibi İbrahim âleyhisselamdan öncedir. Şu var ki, İdris âleyhisselam nispetliler, onu Hermes adıyla öğretmen belleyip, işi tamamen felsefeye dökmüş, Şisîler de bir tarikata dönüşüp, bir bakıma Müslüman kitle içine girmiş bulundukları için, bu iki Elçi’nin dinlerinin yaşadıklarını söylemek mümkün değildir. Bu durumda, İbrahim âleyhisselam, yukarıda vurguladığımız üzere Elçiler Atası olmaktadır.

Nuh âleyhisselamın, soy bakımından insanlığın ikinci atası oluşu gibi, İbrahim âleyhisselam da inanç bakımından insanlığın ikinci atasıdır.

Üçüncü bağlam ise, doğrudan doğruya biz Müslümanlarla ilintilidir. Bu ilintiyi göstermek için tarihsel iki olayı hatırlamamız gerekiyor:

İlki, Nuh âleyhisselamın oğlunun boğulması üzerine, Yüce Allah’a “oğlum ailemdendi” diye yönelmesi üzerine, “o senin ailenden değildi; kötü amel sahibiydi” buyrulmuş olması.. Burada “aile” kavramı “inanç” bağlamına oturtuluyor.

İkincisi ise, iki ayrı bağlamda İbrahim âleyhisselamın yaşadığı iki olay: Babası için mağfiret dileğinin geri çevrilmesi ve soyunun da imamlar olmasını istemesi üzerine, kendisine iletilen “ahdime zalimler nail olamazlar” ölçüsü..

Selâmla andığımız bu iki Elçi’nin aldıkları yanıt, soy olmanın, soydan sayılmanın bir “iman” konusu olduğunu gösteriyor. Zaten İbrahim âleyhisselamın Elçilerin Atası oluşu çevresi ve çerçevesinde söylediklerimizin ucu da buraya çıkıyor.

İşte, bu ölçüler üzerine oturtulmuş bir değerlendirme yaptığımızda, İbrahim âleyhisselam doğrudan doğruya bizim atamız olmuş oluyor. Ali İmran suresinin 68’inci ayetindeki vurgu ise, bu gerçeği, biz Müslümanların İbrahim soyu oluşumuz gerçeğini, O’nun “en yakını” olma biçiminde vurguluyor.

Buna binaen, İbrahim âleyhisselamın kim olduğu ile ilgili üçüncü bağlam, O’nun bizim doğrudan atamaz olduğu gerçeğidir. Bundan dolayıdır ki, tahiyattan sonra okuduğumuz salâvatlarda biz hem İbrahim âleyhisselamın, hem de Efendimiz Âleyhissalâtvesselâmın “aile” mensubu oluşumuz dolayısıyla kendimiz için de dua etmiş oluyoruz.

 

EYYÜP AZLAL: -

Sizce Kur'an’ın çerçevesini çizdiği Hz. İbrahim İle Tevrat ve Zebur’un ya da İncil’in tasvir ettiği Hz. İbrahim aynı mıdır? Varsa farklılıkları ve nereden kaynaklandığını açıklar mısınız?

ZÜBEYİR YETİK:

Doğrusu, İbrahim âleyhisselamın Zebur’da anıldığına ilişkin olarak hafızamı yokladığımda herhangi bir şey bulamıyorum.

İncil’e gelince: İncil’in İsa âleyhisselama indirildiği haliyle korunmamış olduğunu, Kur’an-ı Kerim’in tanıklığının ışığında hepimiz biliyoruz. Ben eldeki İncil’leri daha çok bir tür bizdeki “siyer” kitapları gibi görüyorum. İsa âleyhisselamın yaşamı anlatılmış, bu anlatılırken de, haliyle, vahiy ürünü ibareler de kitaplarda yer almış. Bizim siyer kitaplarında yeri geldikçe ayeti kerimelerin zikredilmesi gibi. Şu var ki, bizdeki siyer kitapları gibi onda da bütünüyle ve üstelik “mütevatir” olmaksızın rivayetler yer almakta; bu da o rivayetlerin bir bölümünü bizce kabul edilmez hale getirmektedir. Bununla birlikte içeriğinde vahye dayalı ibareler bulunması dolayısıyla da, onları, bütünüyle ret edebilme noktasında değiliz. Dahası “tarihsel” bir kaynak olarak da başvurulabilir metinler olmak gerekir, onları.

Bu yüzden, özellikle İsa âleyhisselam dolayımlı bir tür “siyer” olmaları dolayısıyla da İncil’lerde İbrahim âleyhisselam ile ilgili olarak pek de bilgi yer almaz. 4 İncil, Resullerin İşleri ve Mektupları (ki, hepsi Kitabı Mukaddes’in cildi içinde yer almaktadır) bir arada incelediğinizde bile, İbrahim âleyhisselamın anıldığı ayet sayısının yalnızca 30 civarında olduğunu görürsünüz. Sözgelimi Yuhanna İncilinde, belki gözümden kaçmış olabilir ama, İbrahim âleyhisselamın hiç anılmadığını biliyorum. Markos İncili için de bu böyle..

Matta İncilinde iki yerde, İbrahim âleyhisselam, İsa âleyhisselamın soy kütüğü dolayısıyla anılır(1/1 ve 1/17). 3’üncü babın baş taraflarında bir yerde de, Yahya âleyhisselamın İsrailoğullarına yönelik “Babamız İbrahim’dir diye içinizden düşünmeyin; çünkü, Allah İbrahim’e şu taşlardan da evlât kaldırabilir” uyarısı dolayısıyla anılır.

Luka İncilinde de durum daha farklı değildir. 3’üncü Bap 23’üncü ayette, İsa âleyhisselamın Âdem âleyhisselama kadar ulaştırılan soy zinciri sayılırken İbrahim âleyhisselamın adı geçer. 16’ncı Babın 22 ve devamı ayetlerinde de İbrahim âleyhisselam ile ilgili kısa bir öykü anlatılır.

İbrahim âleyhisselam, Resullerin İşleri kitabında ise, 7’nci bapta iki yerde Musa âleyhisselam dolayısıyla anılır.

İbranililere Mektup’ta İsa âleyhisselamı ispat bağlamında kâhinliğin (bizim ifademizle nübüvvetin) bir sıbttan/boydan alınıp diğerine aktarıldığını anlatan ayetlerde eskiden bu alanda Harun Tertibi geçerli iken, artık Melkisedek tertibinin göz önüne alınması gerektiğini kanıtlamak üzere, İbrahim âleyhisselam ile Kâhin Melkisedek’in ilişkileri aktarılır(7/12 ve devamında). Çünkü, denilir, “kâhinlik değişince, şeraitte değişir”. 11’inci babın 8 ve sonraki birkaç ayetinde de İbrahim âleyhisselamın İshak ve Yakup âleyhisselamlarla birlikte oturduğuyla ilgili bir olay aktarılır,

İbrahim âleyhisselamdan en çok söz eden ise, Pavlus olmuştur. Romalılara Mektup’un 4’üncü babı İbrahim âleyhisselamdan söz eden bir metindir. Bu bap “şimdi bedene göre atamız olan İbrahim hakkında ne diyeceğiz?” sorusuyla başlayıp, “İbrahim’in imanı ve salahı” ile ilgili epeyce bilgi verir. Bu cümleye dikkat edilirse, İbrahim âleyhisselam için “bedene göre atamız” demektedir, tıpkı az önce alıntıladığımız İncil ayetlerinde olduğu gibi. Bu tutum, Hıristiyanların İsa âleyhisselam ile ilgili temel inancının sonucudur. “Dine/inanca” göre değil de “bedene göre” atadır, İbrahim âleyhisselam.

Bununla birlikte daha sonraki ayetlerde Pavlus, İbrahim âleyhisselamın imanı, salahı, sünnetliliği “mühür” olarak alışı gibi Tevrat’la örtüşen ve bizim açımızdan da onaylanabilir pek çok şey söyler. Dahası, ilk ayetteki “bedence atamız” vurgusunu aşıp, İbrahim âleyhisselam için “milletlerin babası” nitelemesinde bulunur. Onun ve zürriyetinin yeryüzünün varisi olma vaadine nail oluşlarının da, “şeriat vasıtasıyla değil, iman salahı vasıtasıyla” olduğunu belirtir.

Pavlus, Galatyalılara Mektubunda da İbrahim âleyhisselama epeyce yer verir. Bu mektubun 3’üncü babı bu konuyla ilgilidir. Orada İbrahim’in imanından, salahından söz ederken, bir adım daha atıp, bizim birinci sorunun cevabında vurguladığımız bir gerçeği de dile getirir: “İmdi bilin ki, imandan olanlar İbrahim’in oğulları olanlardır.”

Ne var ki, Pavlus bu belirlemesinden sonra, 4’üncü babın 21 ve devamı ayetlerinde bir başka vurguda bulunup bir gerçekliğin ifadesi olan bu sözünden uzaklaşmış olur. Bu vurguyu İncil’in o bölümünü olduğu gibi alarak aktaralım: “21: Ey şeriat altında olmak isteyenler bana söyleyin, şeriatı istiyor musunuz? 22: Çünkü, İbrahim’in biri cariyeden ve biri hür kadından iki oğlu vardır, diye yazılmıştır. 23: Fakat cariyeden olan, bedene göre ve hür kadından olan vade göre doğmuştur. 24: Bu şeylerde remiz vardır: çünkü bu kadınlar iki ahittirler; kulluk için doğuran biri, Sina dağındadır, o Hacar’dır. 25: Ve Hacar Arabistan’da olan Sina dağıdır ve şimdiki Yeruşalim’e muadildir; çünkü çocukları ile beraber kulluk ediyor. 26: Fakat yukarıdaki Yeruşalim hürdür, bizim anamız odur.”

Gördüğünüz gibi “milletlerin babası İbrahim”, eşleri olan Hacer ve Sara Annelerimiz dolayımlı olarak, bir bölümü kul/köle, bir bölümü hür olan iki ayrı insanlığın babası oluyor. Ve, haliyle, bu ibareye göre bizler de “kul/köle” kategorisine giriyoruz.

Bu belirlemeyi Yahudi ve Hıristiyanların Müslümanlara bakışını anlamak açısından unutmamak gerektiğini düşünüyoruz. “İncil”in İbrahim âleyhisselamı konumlandırdığı en son yer burası, işte..

İncil’in bir siyer kitabı olması gibi bir tür Tarih kitabı olan ve Musa âleyhisselama gelen vahyin yeri geldikçe konulara serpiştirildiği eldeki Tevrat’a İbrahim âleyhisselam bağlamında bakacak olursak, çok zengin bir malzemeyle karşılaşırız. 50 Baptan oluşan 53 sayfalık Tekvin kitabının 12’nci bapla başlayıp, 25’inci babı da içine alarak biten yaklaşık 15 sayfa tutarındaki 14 babı İbrahim âleyhisselamı anlatır.

Öyle ki, aslında bir Aramî olan İbrahim âleyhisselam, neredeyse bir Yahudi, bir İsrailoğlu Nebisi imiş gibi sunulur. Oysa, İsrail, yaygın bilinen adıyla Yakup âleyhisselam İbrahim âleyhisselamın torunudur ve dedeyi toruna nispet etmenin de mantığının olmayacağı aşikârdır. Nitekim, Kur'an-ı Kerim de İbrahim âleyhisselam için "o ne Yahudi, ne Hıristiyan’dı; ancak Hanif'’ti" mealindeki haberiyle bu gerçeğe vurgu yapar. İsrailoğullarının bu savları tamamen politik amaçlara yöneliktir.

Nitekim, İbrahim âleyhisselama verilen mesajı ve Nebevî öğretiyi bu sayfalar boyunca açık bir ifadeyle görebilmek/bulabilmek mümkün değildir. O’nun seçilmişliği, Rabbe muhatap oluşu, Abram adının İbrahim olarak değiştirilmesi, nesillerinin çoğalacağı haberleri, Nil’den Fırat’a kadar olan bölgenin vaat edilmesi, erkek çocukların sünnetinin bir “ahit” olarak kabul edilmesi ile ilgili anlatılanlardan çıkarsama yoluyla nübüvvetine kail olunabilir, ancak. Yani, orada İbrahimî Öğereti'den neredeyse eser yoktur, denilebilir.

Bu durum, sanırım, Tevrat’ın Musa âleyhisselama verilmiş olmasının ve asıl öğretinin o bölümlerde yer alıyor olmasının sonucudur. Çünkü, Tekvin bölümü, Çıkış Kitabı’nın ve sonrasının sadece tarihsel bir alt yapısını oluşturmaktadır. Bu yüzden orada İbrahim âleyhisselamın öğretisini açıkça görmek mümkün değildir.

Bununla birlikte, bu bölümdeki birkaç ilginç noktayı aktarmakta da yarar vardır.

Tevrat’ta İbrahim âleyhisselamın Nemrut ile mücadelesi, dolayısıyla ateşe atılması ve bu olaydan sonra gerçekleştirdiği hicretinden söz edilmez. Soy kütüğü niteliğinde olan 11’inci babın hemen ardından gelen 12’nci bap “Ve Rab Abrama dedi: Memleketinden ve akrabanın yanından ve babanın evinden, sana göstereceğim memlekete git” sözleriyle İbrahim âleyhisselamın öyküsünü başlatır. Yine burada “kurban” olarak İshak âleyhisselamdan söz edilir. İsmail âleyhisselamın ise, “yabani bir adam” olacağı vurgulanır.

Ancak, İbrahim âleyhisselamın Nemrut tarafından ateşe atılması ile ilgili Yahudi inancı hakkında tam bir bilgi edinmek için bir başka kaynağa da bakmamız gerekecek, kısa bir bilgilendirmenin ardından:

Tevrat, ana başlıklar halinde bakarsak üç ayrı cihetten tefsir edilmiştir. Tasavvufî yorumlar cihetinden, Kabbala ve onunla birlikte mütalaa edilebilecek Zohar ve benzeri kitaplar; hukukî yorumlar cihetinden, Talmud; tarih ve kelamî yorumlar cihetinden Midraş’lar.. Midraş, Arapçadaki Medrese gibi hem mekân olarak okul, hem de ekol olarak okul demektir. Bu ekolün birikimlerinin MÖ 100’üncü yıl ile MS 300’üncü yıllar arasında oluştuğu kabul edilir.

Nimrod (bizim deyişimizle, Nemrut) Tevrat’ın Tekvin Kitabının 10’uncu babının 8-12 ayetlerinde şehirler kuran, avı seven kudretli bir hükümdar olarak anılırken, Midraş, Avraam’ın (İbrahim’in) Nimrod’la mücadelesini, ateşe atılmasını ve mucize olarak ateşten kurtulmasını haber veren rivayetler ihtiva eder.

Görüldüğü üzere İncil gibi Tevrat’ta da İbrahim âleyhisselamı tam tamına tanımamıza el verecek bilgiler bulunmamaktadır.

Tevrat, Zebur ve İncil’in bahsettiği ile Kur’an-ı Kerim’in anlattığı İbrahim âleyhisselam(lar) arasında kimi benzerlikler bulunmakla beraber, özellikle “Öğreti” bağlamında önemli farklılıklar vardır. Bunu belirlemek için, Kur’an-ı Kerim’e bakmamız yeterli olacaktır.

 

EYYÜP AZLAL:

Bu durumda, Hz. İbrahim’i en doğru şekilde anlamak için hangi imkânlara ve kaynaklara sahibiz?

ZÜBEYİR YETİK:

Bu konuda sağlıklı bilgiler bulabileceğimiz tek kaynak Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an-ı Kerim’de İbrahim âleyhisselam isim olarak 84 yerde anılır. Bu anılmanın gerektirdiği vurguların yapıldığı önceki ve sonraki ayetleri de göz önüne alırsak, İbrahim âleyhisselam ile ilgili ayet sayısının bunun iki katına, hatta daha fazlasını çıktığını söyleyebiliriz.

12 Surede yer alan pek çok ayetin içine “Öğreti”nin esasları da yerleştirilmiş olmakla birlikte, buralarda özellikle İbrahim âleyhisselam’ın çalışmaları, tebliği, mücadelesi anlatılır. Babası ve kavmiyle yaptığı tartışmalar, gökcisimlerine tapan kavmine karşı o cisimlerin batışını vurgulayarak gerçeğe çağırması, Nemrut’la tartışma yapması, putları kırması, ateşe atılması, hicret etmesi, hicretinin sonrasında kendisine gönderilen elçiler tarafından evlatlarının müjdelenmesi, kalbinin itminanı için Yüce Allah’tan ölüleri nasıl dirilttiğini göstermesini istemesi ve Kâbe’nin inşası haberleri yer alır.

Bu ayetlerin tamamı ile ilgili konuşmak çok zaman alacağı için, biz şimdi, hani Tevrat ve İncil’den söz ederken dile getirdiğimiz İsmail âleyhisselam ve onun soyunun dışlanması, horlanması, köle olarak anılması belirlemesinin tutarsızlığını göstermek üzere, Kâbe’nin inşası ile ilgili ayetlere bakmakla yetineceğiz.

Bakara 124’ten “bir takım kelimelerle sınanmış ve sınavı sona ermiş” olan İbrahim âleyhisselama Yüce Allah’ın “ben seni bütün insanlara imam yapacağım” buyurduğunu öğreniriz. O, “zürriyetimden de yap” deyince, “zalimler benim ahdime nail olamazlar” yanıtını alır. Bu, ayet, bizim birinci sorunun cevabında vurguladığımız İbrahim âleyhisselam’ın “öğreti” bakımından kendisinden sonraki bütün insanlığın önderi olduğu görüşümüzün kanıtıdır.

İşte, böylece bütün insanlığın önderi olan İbrahim âleyhisselam’ın bu önderliğinin belli bir merkeze, mekân olarak belli bir merkeze bağlanması doğrultusunda Bakara 125’te Kâbe’nin inşasından haber verilir. Bu haberlerde konumuz bakımından büyük önem taşıyan üç önemli vurgulamayı aktarmak istiyorum.

Bunlardan ilki, Kâbe için “Biz TA O ZAMAN bu BEYTİ insanlar için sevap ve güven yeri kıldık” vurgusudur. Buna binaen yine aynı ayet içinde beytin ziyaretçiler için temiz tutulmasının İbrahim ve İsmail âleyhisselamlar için bir “AHİT/sözleşme” kılınmasıdır. 135’inci ayetteki Yahudi ve Hıristiyanlara yönelik “hayır biz Hanif olarak hakka tapan İbrahim dinine uyarız” ifadesi ise, İbrahimî Öğreti’nin, artık, Yüce Allah tarafından “Beyt” merkezli bir inanca oturtulduğunun göstergesi.. Yahudi ve Hıristiyanların İbrahim âleyhisselamı tekellerinde gibi gösterme girişimlerine karşı Ali İmran Suresi 65’inci ayetteki “Tevrat da, İncil de ondan (İbrahim’den) sonra indirilmiştir” buyruğunu da bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Kur’an-ı Kerim’de bu andıklarımız dışında, yaklaşık 25 Ayette O’nun peygamberliği, kendisine uyulması gerektiği yolunda haber ve buyruklar ve bir de “İbrahim” adını taşıyan 52 Ayetlik bir sure vardır.

Şu var ki, bu surenin “İbrahim” başlığını taşımasına karşın, surede İbrahim âleyhisselam’ın kıssaları anlatılmaz. Adının geçtiği “Hatırla ki, İbrahim, ‘Rabbim bu şehri emniyetli kıl; beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut’ demişti” mealindeki 35’inci ayet ve sonrasındaki 6 ayet ile birlikte bu 7 ayette İbrahim âleyhisselam’ın yaptığı dua aktarılır. Bu dualarda, İbrahimî Öğretinin temel esasları yer alır. Bu ayetlerin öncesi ve sonrasındaki ayetlerde de, yine özellikle “Öğreti”nin esaslarını buluruz.

İşte oraya bakıldığında İbrahimî Öğreti bütünüyle görülebilecek ve İbrahim âleyhisselamın gerçek kimliği tanınabilecektir. Bu öğreti sahiplerinin diğer insanlara karşı tutumlarının ne olacağı da, İbrahim âleyhisselam ve onunla beraber olanlarda bizim için GÜZEL BİR ÖRNEK bulunduğu vurgusuyla, Mümtehine Suresinin 4’üncü ayetinde ölçülendirilir. Mealini aynen aktaralım:

“İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine ‘Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız; sizi tanımıyoruz ve siz bir tek olan Allah’a inanıncaya kadar da sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir’ demişlerdi..” Ve aynı ayetin son cümlesi bir dua oluyor: “Rabbimiz, ancak sana dayandık, sana yöneldik, dönüş ancak sanadır.

İbrahimî idrakin ifadesi olan bu duayla sözlerimi bitiriyorum.

 

EYYÜP AZLAL: Hz İbrahim konusunu ilk sorumda da değindiğim “İbrahim Yolu” projesi ile ilgili görüşlerinizi alarak tamamlamak istiyorum. Bu proje hakkında ne dersiniz?

ZÜBEYİR YETİK:

Bu projeyle ilgili elimizde geniş bir bilgi yok. Tek kaynağımız proje için oluşturulmuş olan site. Bu siteye girdim ve oradan edindiğim izlenim doğrultusunda bir ‘e-mektup’ gönderdim. Mektup, şöyle:

1. Yol haritası, sizin de noktalar halinde gösterdiğiniz kısmıyla eksiktir. İbrahim, Mekke'ye (hem de defalarca) gitmiş, oğullarından birini orada yerleştirmiş ve bu oğluyla birlikte bir de tapınak (Kâbe) inşa etmiş ve Kur'an-ı Kerim'in haber verdiği üzere insanları burayı haccetmeğe çağırmıştır. Bu yolu ihmal ettiğiniz gibi "hac" olayının bu bölümünü de dışlamış oluyorsunuz.

2. Sizin belirttiğiniz güzergâh yalnızca İshak'la bağlantılı bölgeleri kapsamaktadır. Bu bir yanıyla İsmail'in ve dolayısıyla İslâm'ın fiilen dışlanması anlamına gelir. İbrahimî inancı/öğretiyi İshak'a özgüleştirme yoluyla İsmail’i ve dolayısıyla İslâm'ı "İbrahimî" çerçevenin dışında bırakma girişimi..

3. "İbrahim'in Yolu"nun gerçekliği, açık bir deyişle "İbrahimî öğreti"nin gerçeği, elbette, bu coğrafya değildir; tarih de değil.. O yaşayan bir inançtır ve bu inancın en belirgin özelliği de Gelenekçi ve Gizemci inançların karşısında olmaktır. Oysa, sayfanın genel havası, İbrahim Yolu adı altında inançları ucu Animizme dek varan Gelenek ve Gizem yüklü bir "yeni inanç"ı pompalanmak istendiği izlenimini vermektedir. Buysa, İslâm’ı farklılaştırma amaçlı BOP'tan daha ileri bir başkalaştırma/yönlendirme amaçlı İbrahimî kökenli bütün inançlara/öğretilere yönelik bir çalışma olarak görünmektedir.

Açık bir ifadeyle söylersek, Gelenek/Gizemcilik/Paganizm İbrahim'in adını kullanarak İbrahim'den ve Oğullarından/Soyundan "rövanş" almak girişimi.. Bu yüzden sahici/samimi/bilinçli (ister Yahudi, ister Hıristiyan, ister İslâm olsun) dindarların bu oyuna gelmeyeceği inancındayım. Şu an sizinle birlikte hareket edenler varsa, (aşırı safdiller hariç) onların bir bölümü nezaketen, bir bölümü de kimi çıkarlar gözeterek bu işin içinde olabilirler. Dolayısıyla bu çalışmanızın kalıcı sonuçla vermesi mümkün değildir. Şu var ki, "sel gider, kum kalır" örneği bir kalıntınız elbette olacak ve bu kalıntı yeni bir rafizilik hareketi olarak bu üç dinin bağlılarında da yeni bir rahatsızlık sebebi olacaktır. Saygılarımla..”

Bu mektup, sanırım adı geçen projeyle ilgili görüşlerimi anlatmağa yetiyor.

 

EYYÜP AZLAL: Teşekkür ederiz.

ZÜBEYİR YETİK:

Ben teşekkür ederim.

 

*Memleket Edebiyat Dergisi,

Ocak 2007; Sayı: 2-3