"İNSANIN YÜCELİŞİ VE GUÈNONİYEN BATINÎLİK" ÜZERİNE*

 

Zübeyir Yetik, son günlerde alevlenen "gelenek" tartışmasına yeni bir boyut katıyor!

‘İnsanın yüceliği’ni anlama yolunda yağmurdan kaçarken doluya tutulmak:

Guènoniyen Batınîlik

●●●
Son dönemlerde Batıda da yoğunluk kazanan “gelenek” çerçevesinde, “insanlığın ortak mirası”nı diriltme çabalarının bir uzantısı olan Hinduizm, Budizm, mistisizm, tasavvuf gibi disiplinlere dikkat çeken Zübeyir Yetik, bu akımın öncüleri olan Rene Guènon, Martin Lings, Muhyiddin-i Arabî, Fritjof Schuon, Tutis Burchardt gibi “gelenek” taraftarlarına köklü eleştiriler getiriyor..

●●●

 

Ülkemizde öteden beri bir "te'lif eser" problemi yaşanıyor ve düşünce hayatımızın “tercüme eserler"in bombardımanı altında olması tartışılıyor. Ayrıca nitelikli, namuslu mütercim sorunsalını da göz önünde bulundurursak meselenin boyutları daha vahim görünüyor.

Bu ve benzeri nedenlerden dolayı "te'lif eserler"e kendimi daha yakın hissetmişimdir. Yazarla aramda bir üçüncü şahıs yoktur. Yazarın direkt muhatabı "benim”dir. Olayı kutsal kitaplar bağla­mında düşünürsek; sanki mütercimler —buna medya ve reklâm olgusunu da ekleyin— Tanrıyla arama giren ve kutsal kitaplarla ben arasında perdedârlık fonksiyonu icra eden, gerçekliğin üzerini kendi yorumlarıyla kapatan, beni manipüle eden rahipler gibidir.

İşte, Fikir Yayınları, rahatlıkla her ortamda taşıınabilir boyutta olan bir kitapla bizi yazarla aracı­sız buluşturmayı hedeflemiş

Kitap; eksen olarak "iman ediş"ler bağlamın­daki "insan"ı ele alıyor. Daha farklı bir biçimde ifade edersek; "insanın yüceliği" ve "insanın yüce­lişi" bağlamlarında iki ayrı "inanç"a dayalı din kü­meleri açılımında insanlık serüvenine siyasal yak­laşımları içeriyor. Yazarın ifadesiyle eser, "tümüy­le siyasal bir özellik belirtmektedir".

"İnsanın yüceliği" ve "insanın yücelişi" ayrı­mı yazar tarafından çok net olarak ortaya konu­yor. Bu farklılık, beraberinde "iletilmiş dinler" ile "türetilmiş dinler"i gündeme getiriyor. Başka bir ifadeyle "Batı dinleri” ve "Doğu dinleri". Zübeyir Yetik'in Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm'ı "Batı dinleri" içinde sınıflandırması, farklı ve özgün ola­rak nitelendirilebilir.

Zübeyir Yetik, bütün konulara rahatlıkla gire­bilen yetkin bir kalem. Tarihten dinler tarihine; sosyolojiden psikolojiye; antropolojiden kozmolo­jiye; astrolojiden iktisada; mezhepler tarihinden tasavvufa; Kur'ân âyetlerinden Hadislere kadar değişik disiplinler üzerinde, çok farklı açılımları beraberinde getiren eleştirici mantaliteye sahip, bölünmüşlükten uzak bir zihin, sistematik bir düşünce adamı olduğunu hissettiriyor.

Kitap’ta, genelde "yüceliş bağla­mında insan"ın serüveni anlatılıyor ve gerçekten çok iyi kurgulanmış. Konular arasındaki bütünlük okura kendisini hissettiriyor. Usta bir film yönetmeninin izleyiciyi filme kat­ması gibi yazar, okuyucuyu kendi tartışma platformuna rahatlıkla çe­kebiliyor. Sıkılmadan yazarla birlik­te uzun bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Açık, anlaşılır, rahat bir üslûp ha­kim esere.

Yetik, dili çok iyi kullanıyor. Ki­tapta; yer yer akademik nitelikte, bazen bir sohbet sıcaklığında, za­man zaman da konuların daha iyi anlaşılması için maddeleştiren bir öğretmen üslû­bu öne çıkıyor ve lüzumsuz ayrıntılardan olabildi­ğince kaçınıyor.

Kitapta yoğun olarak işlenen "yüceliş öğretisi"ni yazardan alıntılayalım: "Anlatımlarda kimi 'varyantlar' gözlense de, 'yüceliş öğretileri'nin tümü, 'ruh'a yönelik ve ilişkin söy­lemlerin verimi olan 'ortak bir inanç'ta birleşmekte, bu özellikten ötürü de, 'varlık' çerçevesindeki şeyler bütünüyle 'esote-rik/batıni/iç­rek' bir anlama bürünmekte, bu iç­rek yapı 'okkültik/gaybi/gizlici' öğe­lerle örgüleşmekte, dolayısıyla bu şeylerin 'bilgi'si 'gnostik/irfanî/aşkınbiliş'e dönüşmekte; bu ise, so­nuçta, 'mistik/sırri/gizemci' bir inanç ve disiplini ifade edici bir 'gelenek' olarak Babil'den, Eski Mısır'dan Yeni Hint'e dek bütün za­man ve mekânlarda işlevlenmiş bir yaygınlık göstermektedir, Öyle ki, sözgelimi, bundan 26 yüzyıl ön­ce Hindistan'da yaşamış bulunan Şankara'nın anlatıları gibi, ondan yüzyıl kadar sonraki Yunanlı Pisagor'un yazdıklarını da, elbette kimi kelimelerini değiştirip, "İslâmlaştırarak", 1500-2000 yıllık ar­dılları "müslüman mutasavvıflar”dan şunun ya da bunun görüşleri niyetine, rahatlıkla okuyabilir ya da aynı savları, önerileri, öğütleri, yönlendirmeleri —pekâlâ— günümüzdeki falan veya filan ‘efendi hazretleri’nden duyup dinleyebilirsiniz."

Yapıtın önemli bir bölümünde "Bir yüceliş öğ­retisi olarak Guènoniyen Batınîlik” bütün gerçekliğiyle tartışmaya açılıyor. Rene Guènon ve eserleri üzerinde yapılan, ciddi, derinlemesine tahliller ve insanı düşünceye sevkeden yoğun eleştiriler birçok soru işaretini beraberinde getiriyor. Okuyuculara, "gelenek" konusunda yeniden düşünmeleri, Batı'dan ve Doğu'dan gelen rüzgârlara hemen kapı-nılmaması gereği salık veriliyor. Rene Guenon, Muhyiddîn-i Arabî, Martin Lings, T. Burckhardt, Fritjof Schuon gibi, eserlerinin çoğu Türk­çe'ye çevrilmiş isimler ve eserleri üzerindeki esrar perdeleri bir bir aralanıyor. Gizemli bir öğreti olan "gelenek" bütün gizliliklerden arındırılmış olarak açığa çıkarılıyor. Ne idüğü konusunda zengin ve doyurucu ipuçları veriliyor. Son zamanlarda bazı çevreler tarafından özellikle gündeme getirilen, savunulan, bir çıkış yolu olarak sunulan "gelenek" üzerinde bu düzeydeki eleştirilerin yeni bir tartış­mayı alevlendirdiğini de hatırlatalım. Konunun geniş platformlarda uzman kalemler tarafından tekrar tartışmaya açılması, zihinlerin netleşmesi açısından sorumluluk sahibi aydınlara düşen önemli bir görevdir.

Zübeyir Yetik, Rene Guènon ve şakirtlerince ısrarla gündeme getirilen, bir kurtuluş yolu, alter­natif bir öğreti olarak sunulan "gelenek" adı altındaki "in­sanlığın ortak mirasını" diriltme çabalarının so­nuçlarını, bu konudaki hile ve tezgâhları, birey ve toplum üzerindeki zararlarını, olaya duyarlı, so­rumluluk sahibi bir aydın titızliğıyle ortaya koy­duktan sonra, tüm insanları, "insanlık onurlarını" kurtarmaya, "onur"un savaşımına, "özgürleşme" seferberliğine, başka şeye veya başkasına değil, Kur'ân'ın kendisine teslim olmaya çağırıyor.

"Gelenek"in ciddi şekilde sorgulandığı, farklı, özgün ve uzun bîr çabanın zengin bir ürünü olan yapıt, kuşkusuz okuyucuda derin bir zihni pers­pektif oluşturacak.

· 
*Mustafa SEKİLİ
Matbuat Dergisi,
1995, Sayı; 17