KADİM DOST ZÜBEYİR YETİK*
Ben Zübeyir Yetik Beyi, hafızam beni yanıltmıyor ise, ta 1965-1970'li yıllardan beri, henüz çiçeği burnunda bir delikanlı iken tanırım. Hatta Zübeyir'i Necla adındaki bir tanıdığım hemşire hanımla baş göz edecektim. Kader değilmiş. Çok güzel sevimli bir kızcağız idi. Bunu anlatmakla Zübeyir’le samimiyetimizi belirtmek istedim.
Ben kendilerini ilk gördüğümde gözlerinden zekâ fışkıran, konuşurken cümlelerinde armonik bir lezzet, bir şiir melodisinin ruhlara döküldüğü adeta bir çağlayan hissi veren yeteneğini hissetmiştim. Nitekim konferans, konser, tiyatro gibi açılışlarda irticalen yaptığı konuşmaların herkes tarafından takdir edildiğini de hatırlıyorum. İyi bir hatiptir desem, mübalağa yapmış sayılmam.
Zübeyir ile ülfetimiz zamanla ilerledikçe bu dostluğumuz durgun bir göle atlan taşın meydana getirdiği gittikçe büyüyen halkalar gibi zenginleşiverdi. Dolayısıyla Allah selamet versin şair ve edip Mustafa Ayhan Abamor, ilahiyatçı öğretmen Kemal Selçuk, Emin Beyazgül, Abdülakadir Öncel, Allah rahmet etsin Av. Mahmut Mancı, Terzi Merhum Ekrem Kara, kitapçı Merhum Eyyüp Karakeçili, merhum Mehmet Yeşilnacar gibi arkadaşlar bu halkadan pırıltıları oluşturuyordu. Ben bu değerli dostlarla bazen hüzünlü bazen neş'eli günler geçirdiğimi hatırladığımdan şu satırları yazarken dudaklarımda gayr-ı ihtiyari eski bir şarkıyı mırıldanıyorum:
"Hayal içinde akıp geçti bunca yıl hüzün gibi
En eski hatıralar daha henüz dün gibi”
Doğruyu söylemek gerekirse ben Zübeyir Beyin bana lülfetliği kendi eseri olan "İnsanın Yüceliği" adındaki kitabını okuyunca gözümde o daha da devleşti. Şairin
“Cihanara cihan içredir arayı bilmezler
Ol mahiler ki derya içredür deryayı bilmezler”
Deyişi gibi ben de kendi kendime "Zübeyir Yetik ile bunca yıl bir arada bulunduğum halde demek dostumu layıkıyla tanımamışım" diye düşünmüştüm.
Zübeyir Yetik, gayet kibar, hem nazik hem nazenin bir kimliğe sahip, sevecen bir insandır. Onu layıkıyla anlatamamak doğrusu bana giran geliyor desem yeridir. Kendisi şair-yazar hatip ve natıka sahibi bir dosttur. Ben şahsen böylesi bir dostum olması itibariyle gurur duyarım. Daima eşi az bulunur vefakar aynı zamanda lütufkar bir meziyetiyle örnek bir insan Zübeyir.
Hz. Ali'nin bir vecizesi ile yazımı noktalamak istiyorum. Şöyle ki Hz. Ali evladınız sizin esirinizdir diye buyuruyor. Ben iyi hatırlamıyorum ama yaklaşık beş on sene önceydi. Zübeyir Beyin halen Şikago'da yardımcı profesör oğlu İmam Şamil, o yıllarda okulu galiba Türkiye birinciliğiyle bitirmişti. Bir televizyon kanalından muhabirler Zübeyir beyin evine kadar gelerek söyleşi yapmışlardı. Ben bu hoş manzarayı görünce kendi evladım başarı göstermiş gibi sevinmiştim. Zira batılı bir fikir adamı olan George Herberl'in "Bir baba yüz öğretmene bedeldir" dediği gibi Zübeyir Yetik'in de eseri olan evladının bu yüksek başarısı da, Zübeyir’in nasıl bir baba olduğu kadar, bu yazdıklarımın ne bir mübalağa ne de bir rüşvet-i kelam olmadığını, gerçeklerin ifadesi olduğunu gösterir, zannediyorum.
·
*Halil
Biner,
Memleket Edebiyat Dergisi,
Ocak 2007; Sayı: 2-3,