“TAKVA ÇIPLAKLIĞI” ÜZERİNE
Bir süre için yerleşilip geçinilecek olan Yeryüzündeki[1] yaşam boyunca üzerinde dura dura yinelenecek başat olgu, kesinlikle, oraya birlikte indirilmiş olan “İnsan” ile “Şeytan”ın birbirine karşı durumudur. Yüce Allah, “İnin!..” buyruğuyla birlikte bu durumu şöylece belirtir: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin...”[2]
Gerek Yeryüzüne indirilme aşamasındaki “Kiminiz kiminize düşman olarak inin!..” yolundaki açıklamaya ve gerekse bu düşmanlıkla ilgili diğer uyarılara[3] karşın, insanların “düşmanlık” olayını tam idrâk edememesi ya da çokça mı/çarçabuk mu unutması, göz ardı etmesi sebebiyle olsa gerek bir de açık buyruk verilmiştir: “Şeytan şüphesiz sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman edinin..”[4]
Bu durumda, elbette, Şeytan’ın insanın karşısına apaçık bir kimlikle “şeytan olarak” çıkmamasının da payı vardır. Biz onu bin bir hilesi, desisesi, maskesi sebebiyle tanımakta her dem uyanık olamazken, o bizleri apaçık kimliğimizle biliyor olmanın avantajına da sahip bulunarak aradaki düşmanlığı dipdiri bir şekilde, şiddetle sürdürebilmektedir.[5]
Bu; Şeytan’ın halinin de geleceğinin de belirlenmiş olmasına karşın, insanın sınavda bulunuşunun, bu sınavdaki durumuna göre kendisiyle ilgili bir belirleme yapılacak olmasının sonucudur; yoksa Şeytan karşısında bir dezavantaj değil…
Kaldı ki, Şeytan’ın kovulmuş olmasına karşın, insan her şeyi aşkın ve her şeyden taşkın İlâhî rahmetin kuşatıcılığıyla hep vikaye edilecek, kollanacak/korunacaktır; vikaye edilmekte, kollanmakta/korunmaktadır. O, Şeytan’ın pençeleri arasına terk edilmiş değildir.[6]
Şeytan’ın düşmanlık göstermedeki hırsına ve şiddetine gelince..
Bunu belirleyebilmek için onun “secde”den kaçınması üzerine kovulduğu süreçte söylediklerini anımsamamız gerekecektir: “Beni azdırdığın için senin doğru yolun üzerinde onlara karşı oturacağım/duracağım/yollarını keseceğim, onlara -ellerinin arasından- önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım, onlardan çoğunu şükredici bulmayacaksın.”[7] Bu güç gösterisi karşısında Yüce Allah, “Haydi git! Onlardan sana uyacak olanlar ile birlikte hepinizin cezası cehennemdir; hem de ne ceza…”[8] buyurur. Meydan okumasına da “Güç yettirdiklerini de haykırışınla sars, atlıların ve yayalarınla yaygaralar kopararak üzerlerine yürü, mallarına ve çocuklarına ortak ol; onlara vaatlerde bulun, ama şeytan yalnızca aldatmak için vaat eder.”[9] karşılığını verir.
İnsana düşmanlık konusunda böylesine bir öfke, hırs ve kararlılık içinde bulunan İblis’in/Şeytan’ın ilk eylemi de, bilindiği üzere, Âdem âleyhisselâm ve eşinin farkında olmadıkları çıplaklıklarını onlara göstermek üzere “Yasak Ağaç”tan tatmalarını sağlamak olur.[10]
Bu, şu demektir ki, onun Yeryüzündeki en büyük amacı da, insanlara, “farkında olmadıkları çıplaklıklarını göstermek” ve bu fark ettirişin uzantılarında/çevresinde her türlü azgınlık ve sapkınlığın önünü/yolunu açmak olacaktır. Âdem âleyhisselam ve eşi bu nedenle Cennet’ten çıkarıldığına göre, demek ki, onların soyunun Cennet’e dönüşleri de bu yolla engellenecektir.
Şeytan’ın Yeryüzündeki insanı “çıplaklaştırma” doğrultusundaki bu amacına/tuzağına karşı, Yüce Allah, insanların hem çıplaklıklarını örtebilecekleri hem de süslenebilecekleri giyim-kuşam (bilgisini) indirdiğini; “Takva Giysisi”nin, takva örtüsünün ise bunlardan daha hayırlı olduğunu bildirir.[11]
Anlamını alıntıladığımız bu ayette iki ayrı bağlam ve bunlarla bağlantılı iki önemli nokta vardır:
Bağlamlar, “örtünme ve süslenme” giysileri ifadesiyle “örtünme” vurgusu yapıldığı halde ayrıca bir de “Takva Giysisi”nden söz edilmiş olmasıdır.
Bağlantılı noktalar ise, “örtünme ve süslenme” giysileri için “indirdik” buyrulmasına karşın, “Takva Giysisi” konusunda böyle bir vurgunun yapılmamış olmasıdır.
Anlaşılıyor ki, “Takva Giysisi” sonradan indirilmiş bir şey olmayıp, insanın fıtratında bulunmaktadır; fıtrî bir “giysi”dir.
Bu durumda, “örtü”ye iki ayrı bağlamda vurgu yapılmış olduğuna göre, Şeytan’ın da “çıplaklaştırma” amacını iki ayrı koldan/alanda gerçekleştirebileceğini; insanı hem “bilgisi indirilmiş” bedensel örtülerinden hem de fıtratında bulunan “Takva Giysisi”nden soymak için uğraşacağını düşünmemiz gerekecektir. Haliyle de iki ayrı “örtü/elbise” bağlamında iki de ayrı ayrı “çıplaklık” söz konusu olacaktır.
Bunlardan birincisi: Bedensel çıplaklık…
Meşrutiyet Döneminin ilk materyalistlerinden Dr. Abdullah Cevdet’in, [“Müslümanlar kalkınmak için ne yapmalılar?” konulu ankete Bir Fransız Edebiyatçının verdiği cevap diye] “İçtihat” dergisinde yayınladığı, “Kur’an’ı kapat, kadını aç!” cümlesi, sanırım, “bedensel çıplaklık” konusunu aydınlatmak için yeterlidir.
Bu, hepimizin “bildiği” ve şu anda da tüm Yeryüzünü kuşatmış bulunan cinsellikle de ilişkili çıplaklıktır. İnsan ile Cennet arasında, sonuçları/uzantıları/çevresi itibariyle nice bir uçurum oluşturduğunu belirtmeğe gerek bile yok…
İkincisi: Takva çıplaklığı..
Kimi açılımları gerçekleştirebilmek için bu konuya bir soru sorarak girelim:
Peki; cinselliğin bir parçası olan ve “hepimizin bilip durduğu/farkında olamadığımız değil de hep ve her ân fark ede geldiğimiz bedensel çıplaklık”, daha doğrusu cinsellik, cinsel çıplaklık, “nikâh” akdi/antlaşması ile meşrulaştığına/yasallaştığına ve haliyle de Cennet ile insan arasında kesinkes bir “engel” oluşturmayacağına.. Üstelik cinsellik, “Cennet nimetleri” arasında sayıldığına göre, haberlerdeki “kendilerinden gizlenen çıplaklık” vurgusuna, acaba, bir başka yaklaşımda bulunulabilir mi?
Evet; acaba, “Farkında olmadıkları çıplaklıklarını kendilerine göstermek..”[12] ifadesinin içinde, büyük ve derin “takva”nın gereği olarak hayâsı/edebi sebebiyle insanoğlunun kendisiyle yüzleşmekten hep kaçındığı -kimilerininse inancına ve yaşamına temel aldığı- bir tutum olan “tanrılaşma” tutkusu da var mıdır? Âdem âleyhisselam ile eşinin “melekleşme, kalıcılardan olma ve sarsılmaz bir saltanat/güç elde etme” isteği, onlardaki “tanrılaşma” eğilimini gösterdiğine ve bu amaçla da “Yasak Ağaç”tan tattıklarına göre, “farkında olmadıkları çıplaklık” bağlamındaki bu “acaba” yerli yerinde bir soru olmaz mı?
Yüce Kitap “acaba?” sorusuyla gündeme getirdiğimiz bu açılıma ilişkin olarak, örtü ve dolaysıyla çıplaklık konusunda bize neler söylüyor, bir kez daha bakalım:
“Ey âdemoğulları, biz size çıplaklığınızı örtesiniz diye elbise ve bir de süsleneceğiniz giyim-kuşam (bilgisini) indirdik; takva giysisi/örtüsü ise, bu daha hayırlıdır. Bu, öğüt alıp düşünürler diye, Allah’ın ayetlerindendir.”[13]
Bu ayet “siyak”[14] ve “sibak”ı[15] ile -ve yeniden- gözden geçirilse, giysiye/örtüye yalnızca bedensel bir nesne olarak yaklaşımda bulunmanın yeterli bir değerlendirme olamayacağı görülür. Bedensel bir örtünmenin, “takva” amacı taşısa bile, onlardan ayrıca anılmış olan “Takva Giysisi” vurgusunun/olgusunun içini dolduramayacağı/dolduramadığı anlaşılır...
Şöyle:
Ayette “giysi” için üç alana işaret edilmiştir: Örtünme, süslenme ve de “takva”…
Eğer, yalnızca “giysi indirdik” buyrulmuş olsaydı, bu giysiden süslenmek için değil de “örtünmek” amacıyla yararlananlar “takva” sahibi olmuş olacaklardı. Burada hem “örtünme” ve hem de “süslenme” vurgusu yapıldığına göre, -süslenme giysisi bir yana- “örtünme” giysisini yeğleyenler, gerçekte, “takva” gereği giyiniyor demektir. “Örtünme giysisi” bu bağlamda bir “takva” olduğuna göre, öyle ise “Takva Giysisi”nin ayrıca vurgulanmış olmasını daha farklı bir “uyarı” olarak görmemiz gerekecektir.
Bu “uyarı”yı belirleyebilmek için ayeti “siyak”ı[16] ile birlikte göz önüne alacağız. Ayet “Cennet’ten çıkarılma” haberine atıf/gönderme yaptığına göre, “siyak” olarak bu sürecin anlatıldığı Araf Suresinin 20-22’nci ayeti ile birlikte yine aynı sürece ilişkin Taha Suresinin 120 ve 121’inci ayetlerine tekrar baktığımızda şu ortak noktaları belirleriz:
● Şeytan, farkında olmadıkları çıplaklıklarını görünür kılmak amacıyla onlara fısıldar.
● Fısıltısı yalnızca bir “vaat” değildir; ayrıca bir de bir “bilgi” içermektedir...
Vaat: Melekleşmek, kalıcılık ve sarsılmaz bir güce/saltanata/egemenliğe sahip olmaklık..
Bilgi: Bunun gerçekleşmesi için “Yasak Ağaç”tan tatmaları..
Şeytan, bunun böyle olduğunu, bunları elde etmesinler diye ağacın yasaklandığını yemin ederek anlatır.
● Kendisine “bütün isimler” öğretilmiş[17] olmasına karşın, Âdem âleyhisselam, yepyeni ve kendisinden gizlenmiş olan “Gizli/Bâtın” bir bilgi elde etmiş olduğu kanısındadır.
● İnanır/kanar ve bu kendisi için Gizli/Bâtın bir bilgiye dayalı olan bu öneri doğrultusunda, eşi ile birlikte, “Yasak Ağaç”tan tadar.
● Ve, tadar tatmaz, farkında olmadıkları çıplaklıklarını fark eder, Cennet yaprakları ile örtünmeğe çalışırlar. Anlaşılacağı üzere, “çıplaktırlar”; ancak “çıplaklıklarının farkında değiller”. Fark ettikleri ânda örtünmeğe çabalarlar.
● Sonunda da Cennet’ten çıkarılırlar.
Bu noktada, bir belirlemede daha bulunmak için, bu kez ayetin “sibak”ına bakacağız:
“Ey Âdemoğulları, Şeytan, çıplaklıklarının farkına varsınlar diye ana-babanızın giysilerini sıyırttırıp onları Cennet’ten çıkardığı gibi sizi de ayartmasın!... O ve yandaşları göremediğiniz yerlerden sizi gözetlerler. Doğrusu biz, şeytanları, inanmayanlar için veli/dost/yakın/güdücü kıldık.”[18]
Ayetin[19] “siyak”ında[20] “farkında olunmayan bir çıplaklık” tan söz edilirken, “sibak”ında[21] “ana-babanızın giysilerini sıyırttırıp..” buyrulur.
Biz biliyoruz ki, ayetler arasında “çelişki” olmaz…
Bu durumda iki ayrı tevil/yorumlama yapılabilir:
Birincisi, olayın anlaşılabilmesi için “giysilerin sıyırttırılması” ifadesi alegorik/temsilî olarak kullanılmıştır. Bu; dayanağı olmayan bir tevildir.
İkincisi ise, Kur’an-ı Kerim’in yine kendi açıklaması bağlamanda bir tevil olarak, “Sıyırttırılan bildiğimiz anlamda bir giysi değil, Araf/26’ıncı ayette sözü edilen “Takva Giysisi”dir. Burada, Araf/26’ıncı ayet, 27’inci için “siyak” oluşturmuştur; tıpkı, aynı surenin 20-22’inci ayetlerinin 26’ınca ayet için “siyak” alınması gibi…
Demek ki, Cennet’te iken çıplak olan Atamız Âdem âleyhisselam ile eşinin sıyırttırılan “giysileri”, “Takva Giysisi”dir.
Şimdi can alıcı soruya geldik:
“Âdem âleyhisselâm ve eşi ‘Takva Giysisi’ni neden dolayı sıyırttırmışlardır?”
Yanıtını, hep tekrarlana geldi, biliyoruz:
“Melekleşmek/Beşer doğasını aşmak, kalıcılaşmak ve sarsılmaz bir gücü/saltanatı elde etmek için…”
Bu istek, evet, “tanrılaşma” eğiliminin göstergesidir. Âdem âleyhisselam ve eşi, bu eğilimlerinin ortaya çıkması üzerine, farkında olmadıkları böylesini bir “çıplaklık” kendileri için görünür olunca, şaşkınlık içinde bu çıplaklığı -üzerlerinden sıyırtılan ve olmayan giysileri ile değil- Cennet yaprakları ile örtmeğe çabalamışlardır.
Ancak, Yüce Allah’ın “Ben size o ağacı yasaklamadım mı; ‘Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır.’ demedim mi?” diye seslenmesi üzerinedir ki, içinde bulundukları durumu kavramışlar, Cennet yaprakları ile örtünmeyi bir yana bırakıp, “Rabbimiz, biz kendimize zulmettik/yazık ettik; bizi bağışlamazsan, bize merhamet etmezsen biz yitirenlerden oluruz..” diye Yüce Allah’a sığınarak, Cennet’i yitirmiş olsalar da, “Takva Çıplaklığı”ndan kurtulabilmişlerdir.
Evet; eylemlerinin sonucunda fark ettikleri “Takva Çıplaklığı”ndan, yine kendi eylemleri olan Cennet yapraklarını kullanarak örtünmeyle değil de, “uyarı” üzerine, tövbe ederek, Yüce Allah’a dönüşle, O’na sığınmayla gerçekleşen kurtuluş…
Ve -yine- evet; Âdem âleyhisselam ve eşi, Şeytan’ın aktardığı Bâtınî bilginin yol açtığı çıplaklık sorunundan -süreç içinde ortaya çıkmış- bir çözüm gibi gördükleri “yapraklarla örtünerek” değil; ancak Yüce Allah’ın kelimelerine tutunarak, Şeytan’ın önerdiği Gizli/Bâtınî Bilgiye ve bu bilginin çözüm diye gösterdiklerine sırt dönüp Vahye dönüş yaparak kurtulmuşlardır.
Şu var ki, Âdem âleyhisselamın “Vahye dönüş yaparak” kurtulmasına karşın, onun soyundan olup da “Gizli/Bâtınî Bilgiler” ile güç elde edeceğini, kalıcılardan ve meleklerden olacağını ve tanrı ile birleşip tanrılaşacağını kurup duranlar, hâlâ ve asla, içine düştükleri çıplaklığın nidüğünün farkında bile değillerdir. İlahlaşacağını düşündürecek, ilahlaşmağı amaçlaştıracak ölçüde bir “Takva Çıplaklığı”, bu… “Allah’ta yok olup, Allah’la var olmak” söylemiyle ortaya çıkan “çıplaklık”… Hayâsızlığın daniskası!...
Ama, bir tutku bu.. Öylesine tutku ki, “melekleşme, kalıcılardan olma, sarsılmaz bir güç edinme” amacıyla Bâtınî söylemlere kapılanlarca “çıplaklık” ilkin “çıplak” bir biçimde “fark edilmekte”; -şu var ki- bu fark edildikten sonra ise çıplaklıktan kurtulabilmek için -yapraklarla örtünmeğe çabalama örneği- “tanrıyla birleşme” amacına ve bunun yol ve yöntemlerini arama eylemine dönüşmektedir..
Çünkü, Şeytan, onları, “takvadan daha ileri bir takva” elbisesine sahip olduklarına inandırmıştır, tıpkı Âdem ve eşinin Cennet yapraklarıyla örtünebileceklerini sanmalarında olduğu gibi.. Ve, Cennet’te Âdem’i yeminle kandırdığı gibi burada da onun soyundan kimilerini Yüce Allah’ın adıyla kandırma eylemini başarıyla sürdürmektedir.
Yüce Allah ile kandırma olayı ayrı bir yazının konusu olabilecek genişlikte; yeri burası değil…
[1] 2/Bakara. 36; 7/Araf: 24
[2] 2/Bakara. 36; 7/Araf: 24; 20/Taha: 123
[3] 2/Bakara: 168, 208; 6/Enam: 42; 7/Araf: 27; 12/Yusuf: 5; 17/İsra: 53; 18/Kehf: 50; 36/Yasin: 60
[4] 35/Fatır: 6
[5] 7/Araf: 27
[6] 2/Bakara: 208; 4/Nisa: 76, 83; 7/Araf: 198–201; 16/Nahl: 99; 23/Müminun: 97; 36/Yasin: 60, 61; 39/Zümer: 37; 41/Fussilet: 36; 58/Mücadele: 10
[7] 7/Araf: 16, 17
[8] 17/İsra: 63
[9] 17/İsra: 64
[10] 7/Araf: 20–22; 20/Taha: 120–121
[11] 7/Araf: 26
[12] 7/Araf: 20
[13] 7/Araf: 26
[14] 7/Araf: 20–22
[15] 7/Araf: 27
[16] 7/Araf: 20
[17] 2/Bakara: 31
[18] 7/Araf: 27
[19] 7/Araf: 26
[20] 7/Araf: 20–22