YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN DENİLEN TANRI*

 

Gerçekte geçen hafta ele almam gereken bir konuydu, ama, olayın üzeri soğusun, eteklerde taşlar varsa atılsın, her şey yerli yerine otursun, düşünceler dengeye kavuş­sun diye, işte bu haftaya erteledim.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı koltuğunda oturan kişinin bir konuş­masında Peygamberimiz Efendimiz için “adam” kelimesini kullanması, ki­mi gelişmelerden gördük ki, pek çok kimseyi tedirgin etmiş. Gereksiz bir duyarlılıktan kaynaklanan bir durum olarak görüyoruz biz bunu. Çünkü, Yüce Allah da gerek son Peygamber ve gerekse diğerleri için “adam” keli­mesini kullanmıştır. Öyleyse, Peygam­berimiz Efendimiz için “adam” denil­mesinde bir sakınca olmamak gerekir. Evet; o, adamdır, hem de adamın ha­sıdır, sahici ve tam bir adamdır.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı koltuğundaki Yekta Güngör Özden denilen adam, diyesiymiş ki, “Muhammed denilen adam eğer yaşasaymış, bugünkü Müslümanlara kötek atarmış” imiş... Bu söz hem yalandır, hem bühtandır, hem iftiradır, hem suizandır, hem de abes kelimesinin bile az geleceği bir tutarsızlıktır. Çünkü Al­lah’ın ne son elçisi, ne de ondan ön­cekilerden herhangi biri insanlara “kötek” atmıştır. Kötek atmamışlardır, ama, kötek yememişlerdir de.. Kötek atmak isteyenlere, elbette, özsavunmaları doğrultusunda gereken dersi vermişlerdir.

Yekta Güngör Özden denilen ada­mın kafasında kendi vehimlerinin ürü­nü bir “din anlayışı” fikrisabit halinde yerleşmiş bulunduğundan ve de ken­dindeki tüm fikrisabitleri insanlara ka­bul ettirmenin, benimsetmenin, karşı çıkanları da sindir­menin yolu ve yön­temi olarak hep “kötekçilik” hayal­leri kuruyor olma­sından olsa gerek, işte, “kötek”li laflar etmiştir.

Burada, Yekta Güngör Özden deni­len adamı kısmen teyit edici bir belir­lemede de bulunmak isteriz. Atatürk­çülük iddiasında bulunan kimselerden bir bölümünün Atatürk’e nispeti ne ise ve Atatürkçüyüm diye yırtınmalarına karşın nasıl ki Atatürk gerçeğinden uzaklarsa, aynı şekilde günümüzdeki Müslümanlardan az bir bölümünün de Peygamberimiz Efendimize nispetleri odur ve haliyle de bu kesimin Peygamber’in gerçekliğine yakınlığı da o kadardır.

Arada şu fark vardır ki, Pey­gamber’in kendisini yanlış anlayanlara ya da kendi saplantılarını Peygam­ber’in yolu gibi gösterenlere karşı bile köteğe başvurması, Kur’an-ı Kerim’in tanıklığı ışığında söylüyoruz, söz konusu değildir.

Ya Atatürk?.. Atatürkçü Düşünce Demeği Başkanı Sipahi Çataltepe’nin Atatürk’ün devrimleri yer­leştirmek için 1600 kişiyi astırdığı sa­vına dayanarak söylüyoruz ki, Atatürk denilen adam eğer bugün yaşıyor ol­saydı Atatürkçüyüm diye ortada dola­şanlardan birçoğuna esaslı bir kötek atardı. Sanırım, Yekta Güngör Özden denilen adam da halka rağmen sergi­lediği tutumlarına Atatürk’ü maske ya­parak Atatürk ile halkın arasına so­ğukluk koyduğu için Atatürk denilen adamdan iyi bir kötek yerdi.

İşbu Yekta Güngör denilen adam, Atatürk denilen adamı neden istismar etmekte, niçin hep maske olarak kul­lanmaktadır sorusunun yanıtı arandığında varılacak sonuç, bu adamın kendi yetersizliğini örtbas etmek için çareyi bu tutumda gördüğüdür. Kişi aciz kalınca, elbette sığınak arar. Ar­kadaşları arasında konum edinemeyince babasını öven, arkadaşlarının dayaklarına karşılık veremeyince de “Sizi babama söylersem..” tehdidini sa­vuran çocuklardaki psikoloji...

Peki, Yekta Güngör Özden denilen adam sahip bulunduğu konuma kar­şın niçin kendini yetersiz bulmaktadır? Elbette, o konumun çok çok üstünde bir konumda görünmek istediği için.. Evet, unvanı Anayasa Mahkemesi Başkanı da olsa, nihayet, bu devletin bir yargıcıdır. Şu farkla ki, diğer yar­gıçlar eylemleri yasalara göre yargılar­ken, bu adam yasaları Anayasaya gö­re yargılamaktadır. Yani o bir yargıçtır ve yargıç olmak sıfatıyla kuvvetler ay­rılığına dayalı sistemde “yargı” erkinin bir üyesidir. Bu kadardır.

Ama, yasa­lar onun önüne geldiği için, bu yasaları yargılama görevini hangi mantıklaysa, “yasama” erkinin üstündeki bir yetki gibi algılamaktadır. Oysa ki, bu görevin, Danıştay’ın yürütmeye ilişkin yargısına karşın yürütmenin üstünde olmayışı gibi, yasamanın üstünde bir yetki gerekçesi sayılması mümkün de­ğildir. Bu böyle iken, işte Yekta Gün­gör Özden denilen adam kendini ya­samanın da üstünde görmek istediğin­den, bulunduğu konumun donanımını yetersiz bulmakta ve bunun sonucu olarak da yeni güçler edinmek adına Atatürk istismarı yoluna gitmektedir.

Hukukun kuramcıları üniversiteler; yasalaştırıcıları parlamento; uygulayıcılarıysa yar­gıçlar olduğu halde ve kendisi yargı erkinin Yargıtay, Danış­tay ve hatta Sayıştay’ın da ortak bu­lunduğu bir alanda yalnızca bir bölge­sinin yetkilisiyken, Yekta Güngör Öz­den denilen adam buna yanaşmak is­tememekte; parlamento üstü bir konumdaymışçasına ferman yürütmek sevdasına düşmüş bulunmaktadır.

Demokrasiler, halkın yönetimidir. Halk seçtikleri kimseler eliyle kendini yönetir. Bir kimse kendini halkın seç­tiği kimselerin de üstünde görüyorsa, bilmek gerekir ki, o kimse “salta­natçı”dır, saltanat kurma peşindedir. Saltanat sahiplerinin hepsi ise, tarih boyunca, kimisi kendisine güneş, kimisi güneşin oğlu, kimisi tanrının oğ­lu, kimisi tanrının vekili, kimisi de tanrının gölgesi demiş olsalar bile, açıktır ki, kendilerinin tanrı olduğu kanısını hep içlerinde taşımışlardır.

Binaenaleyh, Yekta Güngör Özden denilen adam, anlaşılıyor ki, kendini parlamentonun da üstünde görücü tavrıyla tanrı olduğu sanısı ve kanısını taşımaktadır. Ötekilerin bunu doğru­dan belirtmeyişleri gibi Yekta Güngör Özden denilen adam da kendi tanrılık savını Atatürk’e sığınarak, Atatürk’le maskeleyerek sürdürmenin yollarını aramaktadır. Atatürk’e dayanarak layüsel bir kudret edinmek istemektedir.

Yekta Güngör Özden denilen ada­mın “laiklik” ilkesini bir silah gibi kulla­nıp Müslümanlara saldırması da bun­dandır. Çünkü, çok iyi biliyor ki. İs­lâm’da iman “tanrı yoktur” sözüyle başlar, “Ancak Allah var” sözüyle ta­mamlanır. “Tanrı yoktur” diyenlerse açıktır ki, tanrılık savındakilerin en bü­yük korkusu olacaktır. Bu korku Yek­ta Güngör Özden denilen adamı Müs­lümanlara karşı saldırgan yapmakta ve bu saldırılarında da laikliği silah gibi kullanmaya itmektedir. Çünkü, “tan­rılar” Müslümanların ayakları altında­dır...

Yekta Güngör Özden denilen adam bilmelidir ki, tanrılaşma sevdasından vazgeçer de “adam”lığını bilirse, bu halk tarafından beklemediği bir ölçüde “adam” yerine konulabilecektir. Ama, değil de tanrılık katına oturma savaşı­mını sürdürmekte ısrarlı olursa, gene bilmelidir ki, bu Müslüman halk Allah inancının ayrılmaz bir parçası ve ön adımı olan “tanrı yoktur” önermesinin gereği olarak kendisini dışlayacak ve oturmak istemediği “adamlık” konu­muna da oturtmayacaktır.

“Makamlar insanlara değil ama, insanlar makam­lara şeref kazandırır” sözünün gerçek­likten büyük bir pay taşımasına karşın, biz Yekta Güngör Özden denilen ada­ma bulunduğu makamın şerefiyle ye­tinmesini öneriyoruz. Daha büyük şe­ref umuduyla, çünkü, tanrılaşma sev­dasını sürdürmesi durumunda, korka­rız, bulunduğu Yüce Makamın da saygınlığının sarsılmasına yol açacaktır.

Evet; tanrı yok, ancak Allah var... Tanrılaşma sevdası insanları azdırır ve o azgınlık içinde tükenişe sürükler. Eğer tükenmek istemiyorsa, bu ülkeye ve bu halka gerçekten hizmet yermek istiyorsa, Yekta Güngör Özden denilen adam “adamlık” katına ayak basmak üzere kendine çekidüzen ver­melidir.

*Zübeyir YETİK,

Vakit Gazetesi,

10.05.1994