ZÜBEYİR YETİK İLE BİR SOHBET: 1 (¹)
Geçenlerde Zübeyir Yetik ağabey Urfa'ya gelmişti. Geldiğinden haberim vardı, ama nerede bulabileceğim konusunda düşünüp, yazı yazdığım gazetenin (GAPGündemi) önünden geçerken; gazeteye uğrayıp uğramama konusunda kendi kendime bir tereddüt ettikten sonra uğramaya karar verdim.
Bir de ne göreyim, Zübeyir ağabey burada gazetemizin hem patronu hem de en iyi kalemşörlerinden olan Veysel Polat Beyefendi ile sohbet ediyor.
Gazeteye uğramakla kendi kendime bir iyilik yaptığımı düşündüm. Zira özellikle hasret gidermeye çalıştığımız Zübeyir ağabeyle sohbet etme imkanı buldum.
Karşımda dev gibi bir yazar var. Kalemi kalem, fikirleri fikir, Zübeyr ağabeyin karşısında bizimkisi sinek vızıltısı gibi bir şey. Ama onun engin görüşlerinden istifade etmem gerekirdi. Bu da sıcak bir sohbet ortamıyla gerçekleşirdi diye düşündüm.
İyi ki Veysel Bey'in bir işi çıktı gitmek zorunda kaldı, biz baş başa kaldık. Bu arada çaylarımız da geldi.
Zaman bir şerit gibi geçti önümden. Urfa'da bir Zübeyir Yetik vardı. O zamanlar kominist olmak sanki bir moda idi. Özellikle öğretmenler bu koministliğe baya merak salmışlardı. Çeneye yakın inen favorileriyle kendilerini açığa vururlardı. Bazıları da bu modaya uyup giderdi o zamanlar.
Zübeyir Ağabey biraz zayıfça idi ama kafasındaki fikirler etrafa gür saçılırdı. Öğretmen evinde öğretmenleri başına toplar, onlara islamı anlatmaya çalışırdı.
1960'lı yıllarda dümensiz bir gemiye binmiştim sanki. Meçhule giden bir gemi. Kendimi bir türlü bulamıyorum. Ne idim? ne olacaktı? Soruları beynimi tırmalardı. Sonra İsmail Şentürk Ağabey ile tanışıp Risale-i Nurları tanıyınca Zübeyir Ağabey'i daha iyi tanımaya fırsat buldum. Sık sık görüşmüyordum ama Zübeyir Ağabey'i hep takip ederdim. Faaliyetleri hoşuma giderdi. Bazen de iman hizmetinde buluştuğumuz mekanda göz göze gelirdik.
Zübeyir Ağabey Urfa'dan gitmişti. Bu değerimiz engin denizlerde ne yapacak diye zamana bıraktık kendimizi.
Aradan yıllar geçti. Zübeyir Yetik ismi dalga dalga bu tarafa doğru geliyordu. O büyük beyin artık ürün vermeye başlamıştı. Hem fikirleri hem de duruşu ve eserleriyle Zübeyir Yetik Ağabey daha iyi anlaşılıyordu.
Ben, adamın yüzüne fazla konuşmam. Ama arkasından bütün bildiklerimi çekinmeden söylerim. Yanında onu anlatırsam o sıkılır. Bunu çok iyi bilenlerdenim. Bazıları var ki, "Gelin beni methedin" diye sağa sola haber salar. Bazıları da var ki kendisine yapılan bir metihten kendisine bir paye çıkarmaz.
Hz. Ömer (r.h.) ne demişti: "Ömer daha evvel de Ömer'di. İslamla şereflendi" diyerek evrensel bir mesajı bize öğretti.
"Alimlerin yüzüne bakmak sevaptır" diyen Yüce Peygamberimiz (sav)in bu mesajını doğru okuyabilirsek Arapça dilini bilenleri kast etmemiştir. O Yüce Peygamber (sav) imanlı ve aydın kişileri özellikle kast etmiştir diye düşünüyorum. Bir profesör, eser veren düşünür, (İslama saldırmamak şartıyla) velhasıl aydın kişiyi kast eder O Peygamber.
Birbirinden güzel 27 eser veren Zübeyir Ağabey, bana göre bu sınıftandır. Bu tarif, ona da tam uyuyor. Asrın firavunuyla boğuşmak kolay değildir elbet.
Zübeyir Ağabey'i olduğu gibi vasfetmeye çalışıyorum. Yoksa anlattıklarım mübalağaya dönüşebilir. Biliyorum ki o, bu tür metJhlen de sevmez. Ama büyükleri sevmemek mümkün mü? Dersiniz.
Bizimki de çobanın armağanı gibi bir şey. Çobanların armağanı basittir ama riyasızdır.
Yarın aynı konuda buluşmak dileğiyle
Haydin kalın sağlıcakla...
●●●
ZÜBEYİR YETİK İLE BİR SOHBET: 2 (²)
GAP Gündemi'nde Zübeyir Ağabey ile karşı karşıya oturduk. Odada ikimizden başka kimse yok. Sohbetin bölünmemesi de bir başka güzellik.
Zübeyir Ağabeyi böyle bir ortamda görmek imkanı belki olmaz diye karşılıklı fikir teatilerinde bulunmaya başladık. Konular o kadar derin ki aklımda tutmaya imkan yok. Her cümlede büyük mesajlar var. Hangisini tutabilirim ki. İnsan yaşlanınca konuşulan her şeyi aklında tutamıyor. Bu da fiziki bedenin bir halidir. Genel olarak şöyle anladım:
Türkiye, Ordadoğu'da Amerika'nın yerine geçmek istiyor. Zaten İngiltere de biliyor ki Amerika'nın belirli bir ömrü olacak. İngiltere bu ihtimali göz ardı etmiyor. Gelecekteki siyasetini buna göre belirliyor.
Türkiye ise kendisi için son zamanlarda siyaset yapmaya başladı. Daha evvel başkalarının yön vermesiyle siyaset belirleniyordu. Ama değişen dünya şartları Türkiye, kendisi için karar vermeye başladı ve sonuçları da iyi görünüyor artık.
Amerika ile perde arkasında yapılan pazarlıklar bazen su yüzüne çıkıyor. Bundan da anlaşılıyor ki Türkiye, gelecekte önemli bir yerde olacak.
Türkiye'nin Hamas ile görüşmesi büyük bir olay. Filistin ve Araplar, Türkiye'ye güvenmeye başladı, Amerika ve İsrail, Türkiye'nin tutumundan son derece rahatsız. Biraz da işi zamana bırakmak lazım. Her şey birden bire çözülmüyor. Zaman ve imkan, hadiseleri daha güzel tefsir edecektir.
İslam alemi ve komşularımızla kuracağımız birliktelikler Amerika ve Avrupa'yı rahatsız eder. Zaten Avrupa, bizi kendi birliğine almayacak. Hükümet de bunu biliyor. Ama herkesin bir hesabı var. Bu hesaplar üzerinden politikalar üretiliyor. Hükümet, işi akıllıca götürüyor. Bazı arızalar olsa bile bunun ehemmiyeti yok. Hatta Sayın Deniz Baykal da zaman zaman hükümetin yapacağı bazı icraatlara imza atıyor. Dışarıdaki görüntüye aldanmamak gerek. Politika bu içerde başka, dışarda başka hesap olabilir.
İran, teknolojiyi tam zamanında yakaladı. Amerika'yı ve İsrail'i küçük düşüren beyanatları peşpeşe Ahmedi Necad veriyor. Bu gelişmeler yarın dünyayı büyük ölçüde etkileyebilir. Ömür yeterse dünyanın nasıl bir değişime uğrayacağını görmek isterdik.
Türkiye'nin ekonomik sıkıntıları var. Bunların aşılması kolay olmayacak. Halkın bir kısmı geçmişte elde ettiği haksız kazanımlarını kaybetmek istemiyor. Ahlaki çöküntü de buna ilave edilirse, hükümetin işi hayli zor.
Bazı kurumlar ayrı birer devlet gibi çalışıyor. Sistem bu şekilde belirlemiş onları. Sistemin ürünleridir bunlar. Sistemi değiştirmek kolay olmayacak. Bu da büyük bir mücadeleyi gerektiriyor, (Yani bazı kanunları değiştirmek)
Türkiye hem Alemi İslamla birleşmek, hem de Avrupa ile ilişkilerini güçlendirmek zorunda. Bu iki hususu siyaset aleminde başarırsa, önümüz açık olur.
Valla kusura bakmayın, Zübeyir Ağabey ile yaptığım sohbetin bir özeti. Çok merak ediyorsanız, gidin kendiniz Zübeyir Ağabey ile sohbet edin. Tabi boş zamanını yakalayabilirseniz.
·
Abdülkadir
İKBAL
(¹)GAPGündemi Gazetesi, 24.Nisan.2006
(²)GAPGündemi Gazetesi, 25.Nisan.2006