TÜRKİYE “ÇİLLERİSTAN” OLAMAZ*

 

Tansu Çiller “kötü” oynuyor olsa, “kendi sorunudur” der, geçerdik. Ama, Tansu Çiller “tehlikeli” oyunlar oynuyor. Yaptığı, yaptıkları “ateşle oynamak” değil, doğrudan doğruya bu ülkeyi ateşe atmaktır. Evet, her parti lideri oy almak ya da rakiplerinin oylarını düşürmek için kendi doğrularıyla birlikte diğerlerinin yanlışlarını da söyler, söylemek durumundadır. Bu “yanlış-doğru” de­ğerlendirmesi isterse salt bağlamda değil de, kendince ve göreceli olsun. Ama, hiçbir parti liderinin ya da hiçbir kimsenin seçim kazanmak, daha doğ­rusu seçimlerde kaybetmemek için gözünü kan bürümüşçesine hareket etmek, insanları “laik” ve “anti laik” diye bölerek ya da etnik kökenlere göre ayırımlar yaparak ülke bütünlüğünü sarsmaya hakkı yoktur.

Hemen belirtelim, bu ülke Çiller’in babasının mülkü olmadığı gibi Çiller gibi düşünenlerin, onun inandığı gibi inananların da babasının mülkü değildir. Bu bağlamda da hiç kimsenin yurttaşları sınıflara, kümelere, öbeklere, gruplara adı her ne ise onlara ayırıp da, bunlardan bir bölümünü dışlamak hakkı bulunmamaktadır. Kendisinde böyle bir hakkın var olduğunu sanmak, doğrudan doğruya totaliterin bir tutumdur ve demokratik yaşamı teneffüs etmiş bulunan bu halk hiç bir zaman totaliter bir rejim doğrultusundaki bu tutumları hoşgörüyle karşılamayacaktır.

Çiller, eğer bu ülkede yaşamını sürdürmek niyetindeyse, kafasında “Ben­den sonrası tufan, nasıl olsa yeryüzünde yerleşebileceğim pek çok, hem de refah içinde ülkeler vardır.” gibi bir düşünce yoksa, bu halkla birlikte ve halkı kendine dönüştürme hayallerine kapılmaksızın yaşamak zorunda olduğunu anlamalıdır.

Bu ülkede Türkler vardır, Kürtler vardır, Lazlar vardır, Çerkezler vardır, Boşnaklar vardır, Arnavutlar vardır, Araplar vardır, Süryaniler vardır, Asuriler vardır. Balkan ve Kafkas göç­menleri vardır, bu arada Pomaklar vardır, Gagavuzlar vardır, hatta ve hatta Ermeniler ve Rumlar vardır; el­bette bir de hangi etnik kökendense, Çiller’in bağlı bulunduğu etnik unsu­run bireyleri vardır. Bütün bu insanlar nasıl ki, Çiller’in mensubu bulunduğu ve bulunmadığı etnik kökenlerin tü­münün varlığım kabul etmekte ve onlara katlanmaktaysa, Çiller de, kendi etnik kökeni dışındaki Türkler, Kürtler, Laz­lar ve sair etnik kökenden gelen kim­selerin varlığına katlanmak zorunda­dır..

Bu ülkede Sünni Müslümanlar vardır, Ale­viler vardır, Kızılbaşlar vardır, Şiiler vardır, hatta ve hatta Ermeniler, Rum­lar, Türk Ortodokslar, Süryaniler, Yezidiler, Nusayriler, kim bilir belki de şeytana ta­panlar vardır. Bunun dışında Teist olanlar, öyle olmayıp da Ateist olanlar ve bir de Türkiyeli kimi aydınların ve bu arada Çiller ve Ortodoksların din haline getirmiş bulunduğu “Laikçilik” dinine mensup olanlar da var­dır. Çeşitli felsefi, sosyal ve siyasal inanç sahipleri vardır. Bunların tümü vardır ve bu ülke bunların tümünün ortak ülkesidir. Bunlardan hiçbirinin bir diğerini dışlamak, bir diğerini kendine uydurmak için dayatmak, bir diğerini yok saymak ya da yok olsunlar diye hayallemek haklar yoktur. Ve sahici laiklik de budur.

Bu insanların tümünün geçmişleri bu ülke uğruna kanlarını dökmüş, bu ülke­nin ayakta kalması ve gelişmesi için el emeklerini ve alın terlerini onun toprağına katmışlardır. Bunların her biri ayrı ayrı bu ülkenin sahipleridir ve sahiplik bakımından hiçbirinin diğerine “rüçhan hakkı” bulunmamaktadır. İsterse güç ve imkânları ellerinde tutan kimseler olsunlar, bu sahiplenme sevda­sında olanlar.

Nitekim Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı başladığında ve ardından da yeri bir devletin temeli atıldı­ğında, zaman zaman söz konusu olan kimi ayrılıklara ve hatta aykırılıklara karşın, bu ülkede yaşayanların atala­rından hiçbiri kendini geri çekmemiş; “Ne halleri varsa görsünler.” Dememiş ve tam bir birlik ve beraberlik içinde “topraklarını” düşman işgalinden kurtarmak için gereğini yapmışlardır.

Bunu yaparken bu insanlar, Fransız’ın, İngiliz’in, şunun veya bunun bo­yunduruğundan kurtulmuş bir durum­da kendi hayatlarını kendilerince yaşa­yabilecekleri bağımsız bir ülke amacını gütmüşlerdir. Bu öbeklerden herhangi birine mensup bulunan herhangi bir kimsenin dedesi, “Aradan şunca yıl geçtikten sonra sarışın bir kadın çıksın da torunumun tepesine binsin, ensesinde boza pişirsin, kendi inançlarını dayatsın ve bu doğrultuda bir gelişme için isterse ülkeyi ateşe atsın..” diye kendini feda etmemiştir.

Bu böyleyken, işte şimdi, böyle bir kadın çıkıyor Atatürk’ün askerlerinin torunlarına, üstelik Atatürkçülük mas­kesini kullanarak dünyayı dar etmeye kalkışıyor. Adeta, “Sizin dedeleriniz, bu ülkeyi, benim dediğim olsun diye kurtardı” demeye kalkışıyor ve bunu yaparken de, ne acıdır ki, kurtuluşun önderi olan Atatürk adını kendine maske ediniyor.

Hayır, Sayın Çiller, siz Atatürkçü değilsiniz ve Atatürk adını maske edinmek hakkınız da yoktur. Çünkü Atatürk, hepimiz biliyoruz ki, darma­dağın olmuş bir devletin çeşitli unsur­larını “yeni bir devlet olmak” ülküsü etrafında birleştirmiş, onların kendi ül­kelerinde özgür bir biçimde yaşama olanağına sahip olmalarını sağlamıştır. Siz ise, ayırım yapmakta, bu ülke hal­kından bir bölümünü kiminde etnik kökeni bahane ederek, kiminde de farklı inancı gerekçe göstererek dışla­mak için mümkün olan her yola başvurmaktasınız.

Sayın Çiller, ben Siverekliyim, ama Kürt değilim. Siverek’in bir yarısını oluşturan Türk kesimden ve Türk kö­kenliyim. Bütün ailesi ve sülalesinde tek bireyin bile Kürtçe bilmediği bir kesimdenim. Biz, Kürtlerle kardeş kardeşe birlikte yaşadık. Ermeni komşula­rımız vardı. Onlarla da kardeş gibiydik. Doğrudur; kimileri, atalarımın yaşadığı, kendilerine yaşarken yurt ölümlerinden sonra da mezar edindikleri toprakları bizden koparmak istiyorlar. Ama, bu “kimileri” çoğunluk değildir. Onların benim babamın topraklarına el koyma hakları olmadığı gibi benim, senin ve hiç kimsenin de “Kürt”leri bu ülkenin çocukları saymamak, saymayıcı bir tavır takınmak, dışlamak hakkı yoktur.

Sayın Çiller, ben Müslüman’ım. Siverek çevresinde Kızılbaş ve Yezidi köyleri,.Siverek içinde de Ateistler vardır. Onların benim Müslümanlığımdan rahatsız olmaları ne ölçüde abes ise, benim de onların inançlarını dışlamaya kalkışmam o ölçüde saçmadır. Çünkü, bu topraklar benim olduğu ka­dar onların, onların olduğu kadar da benimdir. Yalnızca senin ülken değil­dir...

Bu devlet de, Sayın Çiller dikkat edin, benim olduğu kadar onların, on­ların olduğu kadar da benimdir. Dola­yısıyla da bu devlet ne kadar senin devletinse, o kadar da benim ve on­ların devletidir. Devletin biricik sahibiymiş gibi davranmaya ne benim, ne senin, ne de onların hakkı vardır. Böyle davranmak, çünkü totaliter bir rüya görmekten kaynak­lanır. Ve ülke için yıkım olur.

Nitekim rahmetli Özal devletin herkesin devleti olduğu, yansız ve tarafsız bir kuruluş olduğu gerçeğini bu halka yaşatmış ve bundan bu ülke de. bu ülkenin insanı da büyük yarar sağlamıştır.

Onun sağlamış ve pekiştirmiş bulunduğu toplumsal barışı sen, üstelik bu devleti bu unsurlarla birlikte,  onları bir araya getirerek kuran Atatürk’ü istismar ederek, üstelik Laik­lik ilkesini alet ederek bozmaya kal­kışıyor, bozmuş bulunuyorsun. Seçim kazanmak hırsıyla Atatürk’ün kurduğu bu devleti, hem de Atatürkçüyüm diye diye ateşe atıyorsun. Buna hakkın yoktur. Ve bil ki, ne yaparsan yap, hangi güçleri harekete geçirirsen geçir, bu ülke “Bir etnik mozaik, bir inançlar mozaiği halindeki Türkiye” olarak kalacak, senin egemenliğine boyun eğen stabilize bir “Çilleristan”a dönüşmeyecektir.

Ve tarih, seni, Atatürk diye diye Atatürk’ün emanetine ihanet ederek bu ülke insanlarını kamplara ayıran, kavgaya sürükleyen bir kimlik olarak anacaktır, “Çilleristan”ı kuran ikinci bir “Atatürk” olarak değil.

Ülkeyi ateşe atmaktan vazgeç...

*Zübeyir YETİK,

Vakit Gazetesi,

08.03.1994