ZÜBEYİR YETİK
Düşünce Adamı - Yazar - Sendikacı


Selâm ile..

Evet; önceleri bir tür nefis muhasebesi yapmak, kendimi hesaba çekmek amacıyla kaleme sarıldım. “Kayıt altına alınmış”, yazıya dökülmüş bir hesaplaşma, bana daha ciddî olacakmış gibi geliyordu. Bunda, belki de, kaleme yakınlığımın, yazarken daha iyi hatırlama ve düşünme alışkanlığımın da payı oldu..

Sonra, kendimle gerçek bir hesaplaşmamın, ancak, insanlara hesap vermekle mümkün olabileceğini fark ettim. Böyle bir hesabı verebilmem ise, hesap verilenlerin değerlendirmeleri sürecine açıklık kazandırmak için, kendimi anlatmamı gerektiriyordu. Bilinmeyenin hesabı yapılamazdı, çünkü..

Böylece, işin ucu, kendimi anlatmama, tanıtmama çıktı. Bu bağlamda da yaşanmış olanları aktarırken, kimi isimleri anmak zorunda kaldım. Şu var ki, bu anış, benim dışımdaki kimseleri yargılamak değil, kendi hesabımı vermek amacını taşımaktadır. Olayları aktarmak, onlara katkıda bulunanları da belirtmek zorunluluğunu getirdiği için, ve sırf bu sebeple, kimi kişilerin adının anılması bir tür mecburiyetten kaynaklanmıştır. Belki onlar için birer kod adı vermem daha uygun görülebilirdi, ama, böyle yapmak lüzumsuz bir merak ve araştırma isteğinin yanı başında tahmine dayalı zanlara da yol açacağı için daha da büyük bir yanlış olurdu...

Yoksa, adı geçenlerden –dost ve kardeşlerim hariç- büyük bir bölümü olaylar sırasında süje/fail/özne rolü oynamış olsa bile, benim öz ve özel yaşamım içindeki gerçek yerleri birer objeden, takdirin kazası sahnesindeki birer eşyadan ibarettir; ve, eşyayı yargılamanın da anlamı yoktur.

Yazarken, kaleme aldığım her olay, bir başka olayı çağırdı; bir başka hesabı açtı. Bu zincirleme akışın itkisiyle ha bire yazdım, yazmak zorunda kaldım.. Tanıtım tam olsun için kimi eklentiler de gündeme girince, işte, bu site oluştu..

Haydi hayırlısı...


Zübeyir YETİK
Başakşehir, 10.05.2005