SLOGAN, ŞEYTANİ BİR ARAÇTIR*
“Bilgi kirliliği” deyiminin/kavramının moda olduğuna bakmayın siz; bu ülkede gerçekte bir “zihin kirliliği”, zihin kirlenmesi ve kirletilmesi olayı vardır. Ve bu, “bilgi kirliliği” ile birlikte, onunla iç içe ve de biraz da o yolla beslenerek gelişip, tüm toplumu pençesine almış durumdadır.
Aslı astarı olmayan haberleri ya da henüz ispatlanmamış teorilerin bilimsel gerçekler diye anlatılmasını veya kulaktan kulağa malumat yahut tedavi yöntemleri aktarmalarını, evet, “bilgi kirliliği” kapsamında değerlendirebiliriz değerlendirmesine ama, sloganlara dönüştürülmüş ve “gerçeklik” kisvesi giydirilerek piyasalara sürülmüş olan kimi kasıtlı söylemleri “bilgi kirliliği”nin ötesinde zihin kirlenmesine yönelik birer etkinlik olarak görmemiz gerekir.
İkisi arasında ki fark şudur ki, “kirli bilgi” aslının olmadığı ortaya çıktığında ya da deneyimlerle yanlışlığı anlaşıldığında etkisini yitirip, ortalardan çekilirken, “zihin kirliliği” kalıcı bir hastalık gibi varlığını ve etkisini hep sürdürür.
Çünkü, kirlenen hafızalardaki kimi algılar değil, zihnin algılama yollarıdır; algılama yolları kirlenmiş ya da sakatlanmıştır.
Bu sebeple de “zihin kirliliği” illetinin bulaştığı toplumların sağduyulu olmaları, sağlıklı düşünebilmeleri, tutarlı kararlar verip yerinde uygulamalara geçebilmeleri zorlaşır, hatta imkânsızlaşır. Kirlenen zihin, çünkü yaşama yönelik her türlü ve her bağlam ve basamaktaki, her alandaki oluşumların algılanmasını da kirletir; sağlıksız hale getirir.
Olaya bu açıdan bakıldığında yalan bilgiler içinde boğulmuş bir toplumun, yanlış yönlendirmelere sürüklenmiş bir toplumdan çok daha sağlıklı ve şanslı olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, “yalan birikimi”ni bir yana itmek kolayken, yanlış yönelimleri terk etmek çok zor bir iştir.
Daha başka bir ifadeyle anlatmak istersek, “bilgi kirliliği” insanların bilgi alanını işgal ederken, “zihin kirliliği” değerlendirme alışkanlıklarını zapt etmiş olur. İlkinde söz konusu olan “bilgi” iken, bir bilme iken, ikincisinde iman etme, inanma vardır.
Ve, iman edişler de yaşamın bütününü yönlendirme kapasitesine ve gücüne sahiptir.
Bu yüzden ben, kişisel olarak, “bilgi kirliliği”nden rahatsız olmakla birlikte, ülkem ve insanlarım adına büyük bir endişe duymamakta, ama “zihin kirliliği” olayları karşısında büyük kaygılara kapılmakta ve hatta olayı korkunç bir şansızlık olarak görmekteyim.
Zihinleri kirletme işi, ne yazık ki, hep var olmakla birlikte özellikle son dönemde üretilen ya da yeniden piyasaya verilen sloganlarla geliştirilerek sürdürülmektedir.
Bu da toplumu kamplara ayırmaktadır.
Gelen yanlış bilgilerle farklı, hatta karşıt tutumlar takınan toplumsal kesimlerin gerçekler ortaya çıktıktan sonra aralarındaki anlaşmazlığı çözmeleri, bundan kurtulmaları mümkündür. Ama, sloganlarla beslenen yanlış yönlendirmelere tutuklanmış bulunan bireylerin ve kesimlerin hiçbir gerçekle tatmin bulup, karşıtlıklarından vazgeçebilmeleri mümkün değildir. Aralarındaki bölünmüşlük kanayan bir yara olarak ebediyen sızlayacak, sürecektir.
Çünkü, bu ikinci bağlamda, ayrılığın, karşıtlığın sebebi “olgu” değil, “algı”dır. Olguların ancak algılarla bize intikal ettiğini düşünürsek, bu facianın boyutu daha iyi anlaşılır.
Bu yüzden, ben, sağduyu sahiplerinin her türlü slogandan uzak durması, bir değer hükmü gibi piyasaya sürülen laflamaların gerçekten de öyle mi yoksa amaçlı bir “slogan” mı olduğu konusunda değerlendirme yapması ve üstelik bunu yaparken çok uyanık davranması gerektiği düşüncesindeyim.
Evet, sloganlar gerçekten de çarpıcı, çekici ve ilk bakışta doyurucu, haliyle de etkileyici sözlerdir, söz dizimleridir. Ama, unutmayalım ki, şeytanın ve şeytan yanlılarının taktiklerinin en başat olanlarından biri, belki de en başta geleni de “süslendirilmiş sözler” üretmektir; Yüce Kitap bize bunu böyle haber veriyor.
Günümüzde, belki de her dönemde, sloganlardan uzak durmak şeytandan uzak durmak; sloganlara karşı savaşmak da şeytanla savaşmak demektir.
Zihinlerimizi şeytanın ve yandaşlarının süslendirilmiş sözlerinden korumak için uyanık olalım; sloganların etkinleşmesine/egemenliğine meydan vermeyelim.
Bu, içinde yaşadığımız dönemde yapılabilecek en hayırlı iştir; böyle biline..
●
*Zübeyir YETİK,
GAP Gündemi Gazetesi,
28.08.2007