TÜRKİYE ORTAÇAĞI SONA ERMİŞTİR*

 

Sadece bir piyano virtüözü olan bir kimsenin, bu alanda dünyaca tanınmış olsa bile, diğer konular üzerine söylediklerinin sıradan bir yurttaşın kanaatlerini, düşüncelerini beyan etmesinden daha farklı olmadığı gerçeği dolayısıyla, belki Fazıl Say’ın sözleri üzerinde durmak çok zait/fuzuli/gereksiz görülebilirdi, eğer bu olayın kusmuk gibi ortalığa saçtığı iki önemli açılımı bulunmasa idi.

Bu noktalardan birincisi, medyadan bazı kimselerin mal bulmuş mağribi gibi o sözlere sarılarak birilerini bir şeylere kışkırtmağa kalkışması; ikincisi ise, bu kimselerin topunun birden beyinlerindeki veya kalplerindeki kin, nefret, horlama, tekebbür gibi duygularının yırtık dondan çıkarcasına orta yere fırlaması…

Birincisi üzerinde durmayacağız. Çünkü hemen her gün vesileler üretip, olayları çarpıtıp, haberleri şişirip bunu yapmağa çalışıyorlar. Alışılmış bir şey.. Bir tür hastalık.. “Ola ki, bir yerlerden işin ucunu tutup da şu halk üzerindeki sömürümüzü sürdürmeğe kapı açıcı bir gelişmeyi gerçekleştiririz” ümidinin/hülyasının itkisiyle ortaya çıkan tutum…

İkincisi üzerinde de belki durmağa değmez, ama bu kusmuktaki kin, nefret, aşağılama, büyüklenme öylesine bir şiddete sahip ve şiddeti oranında da kimilerinin beyin röntgenini çekmeğe o kadar elverişli ki, doğrusu, sırf tarihe tanıklık etmek adına bile olsa es geçilemeyecek, görmezden gelinemeyecek bir özellik belirtiyor.

Yurttaşlardan bir yurttaş olan bu şişkin egolu kimse, bu enaniyet heykeli, evet, bu ülke babasının tapulu mülkü imiş gibi % 70’lerin varlığına tahammül edememekte…

Pardon; düne kadar bir “parya” muamelesine tabi tuttukları bu halkın uyanmış olan % 70’lik kesiminin “Bu ülkede biz de varız!” sözünü yeni yeni hecelemeğe takat getirmesi karşısında, (Urfa deyimiyle) “dellenmekte” ve başka bir şeye güç yettiremediğini anlayınca da hakaretler savurmakta…

Evet, hakaret.. Hakaret, çünkü, onları yurttaştan saymamakta. Yurttaştan saymamak, çağımızda, insandan saymamaktır ve bu da bu ülke halkının % 70’ine yapılmış en büyük hakarettir.

Bunu yapan, kendisinin kültürel mensubiyetiyle öğündüğü Batı Ortaçağı’nı bu ülkenin halkına yamamakla ikinci bir hakarette bulunurken, ne gariptir ki, yine mensubiyetiyle öğündüğü kültürün ve haliyle de benimsemiş olduğu tarihin Ortaçağının da daha gerilerindeki bir zihniyeti taşıdığını göstermiş olduğunu da fark edememekte. Zalim ve  hunhar Roma İmparatorluğu zihniyetinin taşıyıcısı, benimseyicisi olduğunu…

Evet, işte o imparatorlukta herkesin bildiği gibi Roma’nın yurttaşları vardır. Ve bir de bu yurttaşların boyunduruğu altındaki plebler/plebler vardır; aşağı tabakadan olanlar…

Fazlı Say adlı virtüöz, işte, kendini “yurttaş” sayarken, plep olarak gördüğü bu halkın % 70’inin yurttaşlık haklarından yararlanmağa kalkışmasından ileri gelen stres ve öfkenin yol açtığı bir mide spazmı sonucu etrafı kusmuk içinde bırakmıştır.

O ve onun gibiler:

Her “Ortaçağ zihniyeti” dediklerinde benim dinime, İslâm’a, bana, benim kimliğime hakaret etmektedirler. Bunu kasıtlı ve bilinçli olarak yapmaktadırlar. Ve üstelik bu hakaret 100 yılı aşkın bir zamandan bu yana sürüp gelmektedir.

Biz de istersek onlara, onun gibilere akıl ve hayallerinin kavramakta güçlük çekebileceği her türlü hakareti yapabiliriz. Ama, yine Urfa’ya ait bir deyimle bu söyleyip durduklarını onların “cahilliklerine vermek” tutumunu tercih ediyoruz; hep yaptığımız gibi…

O ve onun gibiler benim kendisine iman ettiğim bir Elçi’yi bu ifadelerle aşağıladıklarını sanırken, bilmiyorlar ki, o Elçi’nin getirdiği Kitap da kendilerini çok güzel tavsif etmekte ve onun mümini olan ben de ve benim gibiler de haliyle o gibi kimseleri bu tavsif edilen sıfatları ile görmekteyiz.

Fazlı Say ve hempaları bilsin ki, İslâm, Batı’nın ortaçağını yaşamamıştır.

Fazlı Say ve hempaları bilsin ki, mensubiyetiyle övündükleri Batı’nın ortaçağı da bitmiş, sona ermiştir.

Fazlı Say ve hempaları bilsin ki, insanları senyörler ve selfler olarak ayırmak suretiyle bugüne dek bu ülkede sürdürdükleri kendi ortaçağları da bitmiştir; sona ermiştir.

Fazlı Say ve hempaları bilsin ki, ortaçağları sona erdiği/ermekte olduğu için artık kendileri senyör ve uyanan % 70 de self değildir.

Fazlı Say ve hempaları bilsin ki, bu ülkede “yurttaş”lığın yolu açılmış, zemini oluşmuştur.

Ve, anlasınlar ki, yurttaşlardan bir yurttaş olmaktan başka yolları da, imkanları da, hakları da yoktur.

Bunu bilerek bu ülkede “yurttaş yurttaş” oturmağı öğrenirlerse kendileri de rahat edecek, bu halka da huzursuzluk sebebi olmaktan kurtulacaklardır.

Yok, ille de “Ben Senyör Fazlı Say” diye düşünmeği sürdürecek olurlar ve bu sebeple benim dinime hakaret etmeğe devam ederlerse, dinim sebebiyle ötekileştirdikleri ben, evet, gerçekten de kendilerini ötekiler saymak zorunda kalacağım.

Fazlı Say’ın simgelediği bu “öteki”ler eğer senyörlük sevdasından vazgeçip yerlerinde “efendi efendi” oturmazlarsa, korkarım ki, 2012’de oranlarının % 30’un çok çok altına düştüğünü görmüş olmanın ızdırabını yaşayacaklardır.

Halkımız/ülkemiz kendisine Fazlı Say zihniyetlilerin dayattığı Türkiye Ortaçağından çıkmış bulunuyor çünkü.. Ülke çağdaşlaşma yolundadır…

Bunu anlasınlar artık; inatlaşmanın kimseye bir yararı yok…

*Zübeyir YETİK,

GAP Gündemi Gazetesi,

24.12.2007