BİR ANEKDOT, BİR NOT…

 

Üstat bir seferinde şöyle demişti:

“Ben hem keman çalmayı bilirim, hem davul..”

Bunu daha sonra bir yazısında da kullandı, yanlış anımsamıyorsam.

Kitleler onun davulunu duydular, ona geldiler, onu benimsediler.

Aydınlar ise kemanının terennümlerinden yola çıkarak düşünsel bir iklim kurdular, kimlik edindiler.
Bu özelliğiyle Üstat bu ülke Müslümaları/insanları için büyük bir şans oldu..

Bir uyanış, bir derleniş toparlanış, bir diriliş için öncülük bağlamında büyük şans..
Bu büyük şanstaki şanssızlığımıza ise şu yol açtı:

Kemanının tellerini titrettiği sırada Üstadın önünde nota olarak “Tasavvufî Öğreti” vardı.

Çocukluk ve ilk gençliği sürecindeki eğitimi sırasında edindiği kadarıyla Nebevî Öğreti, davullu çağrılarında pek çok şeyi “kurtarmasına”  yettiyse de.. Kemanından hep diğer notalar döküldü, durdu.

Ve yine de çok şey yaptı.
Çorak topraklara gagasından saçtığı tohumları hele bir de “saf/doğal su”yla sulamış olsa, kim bilir daha neler neler yapmış olurdu.
Hep “övgü”ye tanık olan, yatkın olan yanımız, umarım bu yaklaşımımı yadırgamaz..
Rahmetle ve minnetle anıyorum; o, benim üstadım..
Zübeyir Yetik